Serkan Işın, bugün itibariyle www.poetikhars.com’un miladını doldurduğunu duyurdu. Uçları pek çok yöne çekilebilecek bir serzenişle birlikte; zaman’ın sonluluğu ile görsel şiirin ereği arasında bir ilişki kurmuş. Elbette ki, sitenin geldiği son nokta ve görsel şiirin avand-garde doğasından kaynaklanan kararsızlığı; hiç de azımsanmayacak bir çalışma gücünün de önünü kesmiş oldu.
Büyük olasılık, ölen körün güzelliği üzerine yazılıp çizilenler olacak. Bu yazıyı da böyle bir faydacı etiğin çerçevesinde değerlendirmek mümkün mü bilmiyorum. Aslında bu yönlü bir değerlendirme hiç de umrumda değil. Derdim, poetikhars’ın zaman içindeki çabasının; tembel şairleri, bir egzersiz deryasına gömmüş olmasından dolayı (en azından internet edebiyatında), bundan sonrası için başka bir tembelliğin yeniden başlayacağıdır. Kaçınılmaz olarak hali hazırdaki şiir, ritmden yola çıkarak ve kitap isimlerindeki kutsal aidiyetlikler oranındaki bir cakayla bilenmeye devam edecektir. Kuşkusuz, poetikhars tüm bunlarla uğraşan bir örgütlenme değildi. Yine de alternatif bir gözün saklandığı yerden çıkmasını arzulaması, hassas bir noktadır ve incelenmesi gereken yer de tam olarak bu gözün fizyolojisidir. Serkan’ın gelinen noktayı bir başarısızlık olarak algıladığını sanmamakla birlikte “darlığımıza” aymış olabileceğini kestirmek de güç değil.
Şimdi neler yapılabilir?
Elbette ki hiçbir şey. Zaten şiir için bir şeyler yapılabileceğine pek inanmadım ben. Poetikhars’ı takip etmemin nedeni ise şiirden çok onun maddi koşullarını araştırmak olmuştur.
NOT:
Newton’un başına düşen elmanın - vektörel düzlemdeki - (y) artı sonsuzdan gelen gücü gözle görülmez. Sadece elmanın düştüğü A noktasındaki pratik sonuçlar hesaba katılır. A’nın şu ya da bu nedenle son bulması ya da kendi içinden çıkaracağı B isimli kuvvet, bize, artı sonsuzu hatırlatır. İşte poetikhars’ın B’ye dönüşmesi, aynı zamanda onun A olma nedenlerini de dolaysız hatırlatacaktır. Bu kısa ileti ile amaçlanan da A isimli kuvvetin oluşmasını zorunlu kılan maddi koşullar ve o koşulların göz’üdür. Görülemeyen ya da göremeyen göz.
Gidenlere selam….
k.

sayın serkan ışın
sayın serkan ışın poetikhars sitesinde 18 martta kemal çubuk'a cevaplar başlığında uzun bir metin yayınladı, poetikhars'ın açılımı için önemli olduğundan metnin tamamını aktarıyoruz.
Öncelikle poetikhars.com'un kapanma süreci hakkında 'çevrimiçi' dışında pek fazla bilgi dışarı sızmadı. İnsanlar kendi aralarında birşeyler konuşuyorlardır, orası başka. Fakat kapandıktan sonra geçen zaman içinde benim gördüğüm, izlediğim, okuduğum mecralardaki tuhaf hareketlenmeler üzerinden düşünürsem, 'dört gözle kapansın' diyen birçok kişi olduğu gibi, sessiz sessiz destek veren bir sürü kişi de vardı.
Ama biz, bir takım ya da bir taraf olmadığımız için sanıyorum bu tür şeylere ancak "tevazu" gösterebiliriz ya da göstermeliyiz, bilemiyorum. Herşey bir kenara, birşeyin sanat tarihi içinde yer alışı ya da almayışı, kaynağının canlı kalması ile ilgili değil miydi? Yine de kapanma ile akla gelen şeylerin 'görsel şiir bitti' diye yorumlanması beni rahatsız etti, etmişti. Ben de bu konuda etraflıca yazmıştım.
Siteyi tekrar açmam gerektiğini, çünkü bunu samimi bir şekilde içten istediğimi fark ettiğimde de zaten 'devam etmesi gereken birşeyler var' diyordum. Devam etmemesi gereken şeyler de vardı ve onları da bir şekilde ayırmıştım.
Bu işleri yaparken 'ölümüne' diyerek girişilmez. O tür fanatiklikler, belki iddianın büyüklüğüne göre dozu her zaman daha da düşürülmesi gereken şeyler. Ama örneğin benim gözlemlediğim, Türk Şiiri'nin merkezi sayılabilecek şiir algısı, bu tür şeylere çok fazla direnç gösteriyor. Bu noktada, belki 'kışkırtıcı' sayılabilecek, skandal eylemler bile planlanabilir(di). Fakat bizde eşik o kadar düşük, herşey o kadar yerli yerinde ve sığdır ki, skandal ya da saldırının gerçekten 'vız gelir, tırıs gider' türü bir etkisi de olabilir. (örneğin Madde Şiir, bu tür skandallarını neredeyse meşrulaşmak için kullanmıştır, Efe Murad'ı bu konuda suçladığımdan değil, bu işlerin genelde böyle olmasını yadırgadığımdan.)
Şimdi geriye bakıp düşündüğümde, geçen zaman içinde ortaya çıkan şeylerin hepsinin aslında planlanmasa da, gayet iyi işletildiğini görebiliyorum. Bu bir yönetim tercihi idi.
Ama yine de bazı şeylerin unutulduğunu ve bunların altlarının çizilmesi gerektiğini belirtmem gerek:
* Poetikhars.com tek başına birşey değildir. Ondan çok önce yayınlanmış 5 sayılık bir dergi var, bu derginin yanında bir de www.zinhar.com adında (şimdi devam ettirmediğim) bir site de mevcuttur.
* 5 sayı matbu olarak çıkan dergide birçok yazı, iş mevcuttur. Bu dergi en azından İstanbul'da, Ankara'da birçok yerde dağıtıldı. Hem de iyi sattı, bunu da belirtmem gerek.
* Bu dergiyi kendim bastım ve yayınladım ve dağıttım(finansına ise birçok isim yardım etti). Bu bilgiyi veriyorum çünkü en azından bir açılım olarak düşünülebilir.
* Small Press (Küçük Baş Yayıncılık) konusu edebiyatımızın bugünü düşünüldüğünde hiç de yabana atılacak bir eylem değildir. Fanzin türü şeylerden bahsetmiyorum burada, aslında fanzin estetiğinin bugüne kadar hiç düşünülmemiş ve ileri sürenleri, destekleyenleri tarafından 'kadük' bırakılmış tarafından bahsediyorum. Evinizde derginizi basınız ve onu sokağa, nete ve mecraya dağıtınız! demek başka birşey, bir de insanlara bunu yapabilmeleri için yöntem önermek başka birşey, sırf insanlara değil, şairlere de. Yöntem: Görsel şiirdir, nefs pörtlemesi değil.
* Zinhar'a katılım gösterenlerden çoğu 'profesyonel şair' falan değildir. Bu büyük bir kazançtı, en azından başlangıç için. Çünkü önyargıları yoktu. Önyargıların, diğerleri için ne kadar büyük bir engel olduğunu 3-4 yıl içinde görecektik, böyle gelişmiştir.
* Zinhar çıkarken ben derginin matbuu sayısını adresini bulabildiğim herkese gönderdim. İlgilenebileceğini düşündüğüm herkese. Burada Tarık Günersel ile olan ilişki üzerinde durulabilir, çünkü Tarık Günersel, Türkiye'de 'somut nevî' birşeyleri deneyen birkaç isimden biridir, fakat 'olay'dan uzak durmayı tercih etmiştir. Bu iki taraftan bakılabilecek birşeydir, birincisi iyi olmuştur, insanların 'Tarık Günersel ve genç arkadaşları' demesi hiç de hoş değildi, ikincisi belli etmese de, bununla bir ivme kazanmıştır daha önce yaptığı şeyler (bkz. Hasan Akay'ın eleştiri pratiği). Yüksel Pazarkaya gibi bir "efsane"nin, teorik açıdan sıfırı tüketmiş halde 'yunus emre' civarlarında demir atması ise başka şeydir. Buradan şunu belirtmek istiyorum: Kimse, ben görmedim, duymadım, örnek yok filan gibi bahanelere sığınmasın.
* Türk Şiir gündemi güdüktür. Bunu açık şekilde gördüm. Temaları, türleri, isimleri, yön verenleri vb. ile birlikte güdüktür. Türkiye'nin siyasi hayatının fakirliği ile şiirinin zenginsizliksizliği arasında kesinlikle bir bağ vardır. O güdük gündem içinde birileri bizden bahsetti diye sevinmiş değilim, çoğu kez acıyarak izledim. Fakat, o gündemin güdüklüğüne rağmen, gösterebileceği tepki fazı gerçekten ilginçtir, örneğin 'rezillik' diyen de olmuştur. (O verdiğiniz demeçler beyler, şiir tarihine geçmenizi sağlayacak.)
* "Görsel şiir" bir hareket filan değildir. Gözden kaçan şey şu, bu yerelliğimizin yellenmesi bir şiir şeysi değildir. Buna bilerek görsel şiir dedik, çünkü öyle idi, kökleri İtalyan Vispo'suna ya da Brezilyan birşeysine dayandırılamaz, çok daha eski ve arkaiktir. Geof Huth'undan tutun da, Bennett'larına, Bulatov'larından Jessica Smith'lerine kadar ortada, 'enternasyonel' bir hadise vardı. Buna "Beşinci Yeni" deme gerizekalılığını gösterseydim durum herhalde bundan daha da beter olurdu.
* Herkes kendisinin yeni/likçi olduğunu düşünür, biz, bunu biliyorduk ve gösterdik. Karşınızdaki şey -en azından bendeki envanter ile- şiirin aktığı yatağın katmanlarını sorgulamaktan tutun da, nasıl basılıp, nasıl dağıtılabileceğini düşünebilen, buna göre kendisine mecralar yaratabilen birşeydir. Garip'in çıkardığı tek yapraklık dergi ya da ikinci yeni'nin gazete köşelerindeki tepişmesi değildir bu. Mecra değiştirmektir.
Bunları belirttikten sonra, Kemal Çubuk'un Korsan Sözlük'te yazdıklarına odaklanabiliriz. Poetikhars'ın kapandığını, en azından bir mecra olarak devam edemeyeceğini ilan ettikten sonra şunları yazmış:
"Kuşkusuz, poetikhars tüm bunlarla uğraşan bir örgütlenme değildi. Yine de alternatif bir gözün saklandığı yerden çıkmasını arzulaması, hassas bir noktadır ve incelenmesi gereken yer de tam olarak bu gözün fizyolojisidir. Serkan’ın gelinen noktayı bir başarısızlık olarak algıladığını sanmamakla birlikte “darlığımıza” aymış olabileceğini kestirmek de güç değil."
Yukarıda saydıklarıma ek olarak, örneğin ben Nesnevi gibi bir kitabı da yazmış olarak, Mizan diye bir dergiyi çıkaranlar arasında yer alarak, 1999'dan beri o darlığın farkındayım. Farkında olduğum diğer birşey, gelinen noktanın, aslında o darlığı simüle edecek hale gelmiş olmasıdır gözümde. Yapılan dosyalar, yazılan yazılar, eleştiriler ile birlikte "görsel şiir hadisesi" gündeme bu kadar oturdukça, kendimde 'Dergah'ta da görsel şiir yayınlarım' halleri görmeye başladım. Birkaç kez dillendirdim bunu hatta. Skandal ihtimalini gözetmeye başladığıma göre, ters giden birşeyler vardı, demek ki. Bu halin, iki açıklaması olabilir, birincisi 'skandal' ihtimali bir yanda meşrulaşma zemini yaratıldığından içe dönük olabilirdi, yani 'dergah'a görsel şiir göndermek ters tepebilirdi, ikincisi dergah'ın seçtiğim görsel şiirleri yayınlaması benim ve yaptığım şeyin 'aşırı meşrulaşmasını' getirebilirdi ki, bu da hiç istediğim birşey değildi, en azından şimdi. (Dergah'ı burada örnek olarak veriyorum, böyle birşeye kalkışmış değilim.) O zaman ortada bir sorun vardı. Sorunun kökünde yatan şeyi, en azından 1 yıl öncesine bakarak şöyle açıklayabiliyorum. 'b0nus'un çıkması ile birlikte düşünüldüğünde, 'dada korkut'un yayınlanmadan dolaşıma girmesi, en azından bir kitap bütünlüğüne erişememesi -hep yarım kalması gereken bir girişim belki- duruyordu önümde. "Konvansiyonel" dediğim şey içinde yer alıyor b0nus, ama oradaki şiirlere hakim olan şey, görsel şiire uç veren şeydir. İnsanın kendi yankısını çok gerilerden duyması bu, faz farkı. O faz farkı ile mücadele edebilmek, dejavu filminde gerçekleşen şeye benziyor. Örneğin bu neo-epik üzerinden Hakan Arslanbenzer'in başına gelen şeydir. Kişinin kendisinin parodisi haline gelmesi karşısında, ciddiye alınabilecek hamleleri kıyasıya gülünç olarak görmesi durumu. Neyse...
Kemal Çubuk'un siteyi açıktan sonra yaptığı yorumlarda öncelikle şunun üzerinde düşünelim:
"Düşünülmesi gereken Poetikhars’ın Görsel Şiir’i geliştiremeyecek bir konumda kalması. Belki doğru sözcük geliştirmek olmamalı. Ama onu taşıyamadığı da aşikar. Kaldı ki bir çekirdek kadrodan bahsediliyor."
Hayır, tam olarak böyle değil. Şimdi ben "tarayıcının üzerine bir sürü şey, tara ve bana gönder" dediğim zaman bunun altındaki teorik/zihinsel her ne haltsa şeyi, daha fazla anlatmaya çalışmak yerine, denenmesi gerektiğini, "yapıtın" kendisini açık edeceğini düşünürüm. Önce "tasa" var, sonra "tasarı" sonra "tasarım" (bkz. Şiirde İş Nedir?). İşin geliştirilmesi kısmı bize ait değil, olamaz da. Yorum, aşırı yorumu tetiklediği andan itibaren orada kök hücre avına çıkmak, boktan birşey gerçekten. Çubuk'la anlaşabileceğimiz şey, belki "çekirdek kadro" konusudur. Yukarıda da anlattığım gibi, görsel şiir ile uğraşanlar, Ece Ayhan'ların veya ikinci yeni'nin siyasi aurasını oluşturan "çevre"den gelmiyor. Şiirin merkezinde, şairliğin çevresinden geliyorlar. Benim "kariyeri yakmam" (Şeref Bilsel'in ifadesidir, özetle) bir tarafa, Suzan Sarı'nın, Derya Vural'ın, Ayşegül Tözeren'in Barış Özgür'ün, Zeynep Cansu'nun, Çetinkol'un 'şairlikleri' o merkezlere göre geçer akçe gözükmediğinden, aslında meşrulaşma zeminini zaten yitirmiştik. Örneğin muteber bir şair olan Hakan Şarkdemir'in de görsel şiir ile bir süre iştigal etmesi benim gözümde, o zeminin gereksizliğini de sağlamıştır. Şarkdemir ile Karagöz öncesinde yaklaşık 1 yıl boyunca konuştuk bunları. Her ne kadar zorlansam da (çünkü sözlü kültürün imkanları, yüzyüze sohbet vs.) 'ikna edici' olabildiğimi düşünüyorum. Buradan 'Karagöz'ün içindeki görsel şiir yuvalanmasını da konuşabiliriz, çünkü bir dergi açık olarak 'temaşa' da olsa, görsel şiire kapılarını kapamadan ortaya çıkıyor ki, aslında ana-akım bir dergi olarak tasarlandı, tasarlanmakta Karagöz. Bu, beni yine bir sürü ikilemle bir arada bırakıyor. Karagöz'de görsel şiir yayınlıyorum çünkü
a) görsel şiir meşru birşeydir artık.
b) görsel şiir gözden kaçamayacak birşeydir artık.
c) kuşağımın akıllı şairleri tarafından anlaşılabiliyorum.
d) bu, böyle bir heves ve bir süre sonra geçer.
e) en azından ben yayınlarsam, diğer insanlar da cesaretlenir.
f) dergiyi çıkaranlar arasındayım, ne yani itiraz mı edecekler?
Bunların hepsini bir arada düşünmek zorunda kalıyorum. Oysa, 'geliştirmek' konusunda çekirdek kadronun bir zorunluluğu olduğunu da sanmıyorum (her ne kadar bu yönde tonla telkinim olsa da). Bu gelişmekte olan birşey zaten. Eldeki envantere göre, insanlar Zinhar'dan sonra şiirde görsellik konusunda -çoğu çağın gerisinde, ahmakça, çocukça vb. olsa da fikir yürüttüler. Bu ilk çember içindekileri hem iş üretmeye, hem de teorik fikir ortaya atmaya zorlamak bir noktadan sonra gerçekten kolay değil. O nokta, yaptığı şey ile barışık olma halidir. Bütün samimiyeti ile görsel şiiri işinde yorumlayan şairden bahsediyoruz burada, bir 'genre' mümessilinden değil. Dali'nin 'kritik paranoyası' ya da Duchamp'ın "ready-made" hakkındaki metni Breton'un ya da Klee'nin yazdıklarının yanında su götürmez derecede "etkili"dir. Suzan Sarı'nın ya da Derya Vural'ın "iş" olarak tanımladıkları şeylerin farklı olması -Kemal Çubuk bunu teorik bir açmaz olarak görüyor çok da önemli değil. Görsel şiiri alüvyonlayan teorik dalga, aslında bunları çok da önemsemiyor, bana göre.
"Çekirdek kadro olarak dolaşıma çıkan pek çok isim, göz ve çizgi/harf arasındaki somut ilişkinin ötesine geçemedi."
Ben en azından Zeynep Cansu Başeren'in, Derya Vural'ın bu konuda çok değişik örnekler verdiğini söyleyebilirim. O ilişkinin ötesine kafa olarak Türk Şiir'i ne kadar geçebilmiştir, orası başka bir konu. Bu yüzden bu konuda mazur görülmek gerektiğini düşünüyorum. (Umarım bu yıl içinde yayınlabileceğim büyük görsel şiir kitabı gönül ferahlatıcı olacaktır.)
"Bundan dolayı da görsel şiir kendi poetikasını oturtamadı. Pek çok içerik, sitede, yüzyıl önceki manifostaların yeniden sunumu olarak kaldı. Hatta, fütürüst metinlerin aynı kalıplara aktarıldığı içerikler kaleme alındı. 20 yy’ın başındaki sanat-teknoloji ilişkisini bugün aynı pencereden aynı sözcüklerle görmek biraz, hatta, fazlasıyla riskli. O zaman, teknoloji; insanın öznesini, iktirarın nesnesinden koparabilir umudunu taşırken bugün için ilişki tersi bağlamda sürmektedir. Simulasyon diyelim şimdilik ve yeterli göndermeyi hatırlatalım. Elbette ki burada toptan bir yıkım haklı olamaz. O belgeler içinde yer alan internet okumaları, internet ve teknoloji ilişkisi hala önemli. Ulus Baker’den ilerlersek, şiir her yerde yazılabilir. Bir de teknolojinin mülkiyet ve gerçek denilen sanrıya karşı en çok direnebildiği yer olarak da görebiliriz interneti."
Az önce belirttiğim Faz Farkı yüzünden, 21. yüzyıl, 20. yüzyılın hayaletlerini, okumadığımız, sadece atlattığımız metinlerini önümüze seriyor. O Faz Farkı, bugün türk şiirinde çeviri, eleştiri, düzyazı gibi konularda "evirip çevirmediklerinin" günahları ile o ödül töreni senin, bu kitap fuarı benim dolaşanların eseri. İçselleştiremediğimiz 'Makina' olgusu bile, bugün bizi iki tane dandik çip karşısında aciz bırakıyor. Bazıları örneğin bunun karşısında 'otantik' kalma eğilimi bile gösteriyor: Lirikler! Kemal Çubuk da çok iyi biliyor ki, örneğin 'imge' kelimesi şiirimize musallat olmuş bir rezilliktir, hastalıktır, neredeyse, bir virüs: SPAM hatta. İmge'nin sakladığı o kadar fazla şey var ki, neredeyse 'şehvani' bir hale bürünmüş. Biz, bu teorik ortalamanın ortasına düştük. O yüzden, o metinleri çevirmeden ve evirmeden bir halt olmaz. Onlar, orada duracaklardır. Ek olarak, sadece edilgen kalmadık, biz de metin yazdık ve dolaşıma soktuk. (bkz. 391.org)
"Çekirdek kadro, yeterli olgunlukta değil. Bunu, saklamak biraz zor. Bu nedenle, görsel şiir ve poetikhars arasında bir uyumsuzluk başladı."
Buna katılır gibi oluyorum bazen, fakat sonra diyorum ki o olgunluk nasıl birşey? O olgunluğun, şiir kamusunun tahakküm aracı olması, en azından bir noktadan sonra kişiye dönülemez bir şöhret, kabullenmişlik kalkanı ve prangası sağlamış olması da muhtemel. Ben bunu sevmem, kendi şiirinin orospusu olmak kimse istemez. Ve en önemlisi şu belki de, bu işler öyle o kadar kolay da olmaz.
"Ayılacak kadar sarhoş olunduğunu düşünmüyorum." demiş Kemal Çubuk. Ayık kalmak aslında eleştiri konusunda çakır keyif olarak araba sürenlere karşı ayık olmaktı. Karşımızda sarhoş bir sürü/cü (d/river) var.
Özetlemek gerekirse;
Kemal Çubuk'un Korsan Sözlük'te belirttiği şeylere ben de katılırdım, işin içinde olmasaydım. Ama benim gördüğüm, alttaki teorik boşluğun, çivili bir boşluk olmadığı. Gündelikten beslenen ve neredeyse kendi kendisini üreten bir alandan bahsediyoruz. Bu alan, şiiri, bir poetika çerçevesine indirgeyerek çalışmıyor. Tam tersine onu aşkınlığının en somut ve çıplak hali ile yeniden yaratıyor. En somut çünkü malzeme sorunu yok, en çıplak çünkü konu, tema, içerik gibi tarihsel tahakkümlerden arınmış.
bu işler
bu işler böyle...
reklamın iyisi kötüsü olmaz...
Poetikhars, bir süre önce
Poetikhars, bir süre önce ölüm halinden “ayık” kalma haline geçiş yaptığını duyurdu.
Aslında biraz keyif kaçıran bir canlanma durumu bu. Görsel Şiir’in diyemem ama poetikhars’ın pek çok çabasının dikkate değer olduğunu zaten biliyoruz. Düşünülmesi gereken Poetikhars’ın Görsel Şiir’i geliştiremeyecek bir konumda kalması. Belki doğru sözcük geliştirmek olmamalı. Ama onu taşıyamadığı da aşikar. Kaldı ki bir çekirdek kadrodan bahsediliyor. İşte mesele de burada başlıyor:
Çekirdek kadro olarak dolaşıma çıkan pek çok isim, göz ve çizgi/harf arasındaki somut ilişkinin ötesine geçemedi. Bundan dolayı da görsel şiir kendi poetikasını oturtamadı. Pek çok içerik, sitede, yüzyıl önceki manifostaların yeniden sunumu olarak kaldı. Hatta, fütürüst metinlerin aynı kalıplara aktarıldığı içerikler kaleme alındı. 20 yy’ın başındaki sanat-teknoloji ilişkisini bugün aynı pencereden aynı sözcüklerle görmek biraz, hatta, fazlasıyla riskli. O zaman, teknoloji; insanın öznesini, iktirarın nesnesinden koparabilir umudunu taşırken bugün için ilişki tersi bağlamda sürmektedir. Simulasyon diyelim şimdilik ve yeterli göndermeyi hatırlatalım. Elbette ki burada toptan bir yıkım haklı olamaz. O belgeler içinde yer alan internet okumaları, internet ve teknoloji ilişkisi hala önemli. Ulus Baker’den ilerlersek, şiir her yerde yazılabilir. Bir de teknolojinin mülkiyet ve gerçek denilen sanrıya karşı en çok direnebildiği yer olarak da görebiliriz interneti. Neyse…
Çekirdek kadro, yeterli olgunlukta değil. Bunu, saklamak biraz zor. Bu nedenle, görsel şiir ve poetikhars arasında bir uyumsuzluk başladı.
Büyük olasılık, iş’in hepsi açısından farklı tanımları var. Bu, görsel şiirin resmi görüşü olarak kabul edildi zaten. Çok sesli bir düşünce üretimi. Ama bu durumun bilinçli bir kuram geliştirmekten öte, kuramın acizliğine dönüşme riski de var. Örneğin bu çok seslilik ve rastlantı arasında bir ilişki de kurulabilirdi ama yeterince denenemedi. Hatta metafizik sorunların şiir tartışmalarının dışında bırakılması istendi. Oysa göze içkin olan şey metafiziğin kendisidir. Ters algıya olanak olmasın. Göz, sanıldığı gibi maddeyi emmez, ona maddeyi emme hissi verilir. İşte göstergenin erki buradan başlar.
Son olarak şu canlanma olayı. Ya da ayık kalma durumu… Ayılacak kadar sarhoş olunduğunu düşünmüyorum. Ya da ayık kalmayı gerektirecek bir öncülük hali beslenebiliyor mu? Aşağıda Betül’ün entrisindeki kutlama mesajı da bunu anlatıyor. Avantgarde ise, görevini tamamlamıştır. Şimdi ayılmak, biraz da kendi adıma oyuna gelmek gibi duruyor. Poetikhars, neyi ya da kimi deniyor demek de gerekiyor. Çekirdek kadronun yaşadığı bir bunalım, sitenin çevrimiçi ilişkilerinde sonuçlar doğurmamalı. Ölüyü dirilterek güven oyuna dönüşen bir “içerik” deneme mekanizmasını kırıcı hale getirir.
Poetikhars, hep dediğim gibi içeriği ile bir şeyleri denemiştir ama ölmeyi becerebilmeliydi.
belki bir cevap olmuştur.
belki bir cevap olmuştur. hz hublede yayınlanan cevap metni;
işte burada okunabilir. kopyalanabilir. altıçizilebilir.
serkan ışın yapması
serkan ışın yapması gerekeni yaptı, kendisini yürekten kutluyorum, onların görsel şiir imgesi ile benimki ayni olmayabilir, ama görsel şiir şiir olmaktan öte bir eleştiri, "eski" ile hesaplaşma idi ya da belki de parodi ve bu alanda biraz daha oyalanması onu eleştirdiği şiir ile ayni konuma getirecekti, bu nedenle bu tavır önemli, çünkü önemli olan "yeni" diye dayatmak ve kalıcılık değil, yeni için boş bir alan açmaktır, bu kendi kendini yok ediş belki bilmediğimiz, tasarlamadığımız bir yeni ya da yeni şiir için olanaktır ya da olanak olacaktır.
bu suicide planlanmış olamaz, çünkü hiç bir suicide planlanamaz, o nedenle bunun nedenlerini merak etmek de yersiz geliyor bana. belki de suicide sandığımız bir doğumdur, üzüntüleriniz yersiz geliyor bana, ya bir şeyler yapmalı ya da beklemeli, belki başka seçenekler de vardır...
tam yazılanları okuduktan
tam yazılanları okuduktan sonra kafamda beliren düşünceleri yazacağım sırada bunları bir görsel şiirle ifade etmeye karar verdim. yanlış anlaşılmasın, amacım asla dalga geçmek yahut meseleye saygısızlık etmek değil, yalnızca tartışmaya katkı sağlamak. naçizane eserimin bir görsel şiir sayılıp sayılmayacağını pek kestiremesem de bu cüretle ortaya konmuş olduğunu da belirtmek isterim. bir de çerçeveye alabileydim çok iyi olacaktı. neyse canım, imkanın sınırı aklınız, öyle tahayyül ediverin artık.
....sanat---------->
,manat-------<
kanaat----<
....at<------->
....tatatata------>
evet bu. gerçekten büyük rahatlıkmış. kafamdaki onca düşünceyi bir anda ifade ediverdim. şimdi ona her baktığımda şu an içimde bulunan hissi de çağırmış olacağım. bu his onu görenlerde de uyanacağı gibi, kendi yorumlarıyla da dallanıp budaklanacak. anlamayanlar da anlayanlara anlatsın artık. anlayan olmazsa da bana sorabilir. gerçi o zaman bu işin bir anlamı kalmaz sanırım. (bu kısım anlamsız bir şekilde koyu çıkıyor bu arada, benim yaptığım bir şey değil.)
Herkes birşey görür
Herkes birşey görür ortaya çıkan esere baktığında. Falancası, necipışın'ın görsel kırık elbise askısına bakar bakmaz aklında tamir eder onu, kimisi ondan çarmıh yapıp yanındaki karartıdan isa çıkarır,kimisi şans eseri tam da icra edenin söylemek istediğini görür; belki kırmızı ceketliler çok az görür de, gri ceketliler hiç görür,falan. Portakala fiyat etiketi yapıştırıken, herkesin aynı tadı ve biyolojik randımanı almasını bekleyemeyiz. Sanat ve türevlerini sıktığımızda da portakal rengi verir bu noktada. Nası desem, sıkarak, oluştuğu doğal şeklini bozarak her portakalı, herkes kullansın kaidesiyle yerli malı tomografisine sok, geçemeyenleri çürüğe çıkar. Doğru değil.
İşin içine duygusallık(!) girince ama,mide bulandırıcı ezberlere çok kolay varılır: Daha bilumum alan gibi sanatı ve ürünlerini A zümresine hitap etti M'ye etmedi gibi ölçümlere tabi tutulduktan sonra ( ki buraya kadar yanlış birşey yoktur) elde edilen promile göre onlara değer biçilmesi, not verilmesi, sınıfta bırakılması yüksek hızdan ceza yemesi ve benzeri tavırların yanlışlığını iddia eden yorumun amuda kaldırılıp kıçından okunmak suretiyle.. hoop ve buyrun:
insanların ortaya çıkan sanat edebiyat ürününü anlaması gereksizdir, halk dediğin zaten öküzdür gibi ucuz meydan ayaklandırıcı sloganlara vardırılması.. ya da genelleyip başlık açalım, bak bu bizi küçümsedi kesin anama küfretti hor gördü hakaret etti anladım! gibi komplekslere sahip olmak şeklinde zuhur eden yaygın kişilik bozuklukları..evet tanıdık. O gözlükler küçük, hep söyledim.
Newton örneğinden yola
Newton örneğinden yola çıkarak;B'ye dönüşme sanat bu haldeyken belki de kaçınılmazdı. Yer çekimine dayanamayan ağırlık gibi. Hala bir kaç yüzyıl önceki tartışmaların sürmesi belki de bunu kaçınılmaz kılacaktır. Her sanatın herkese hitap etmeyeceğinin/edemeyeceğinin anlatılamadığı, "neden yapıyoruz?" sorusunun ise düpedüz saçmalık olacağını anlatamadığımız bir toplumda durmak...neden? Bu yenilgiyi baştan kabullenmekse evet bu doğrudur. Zaten yenilgi bir kütle halinde önümüzde dururken başka tarafa bakıp yenilmedik diye avunmak da bu saçmalığın parçası olmaktır bana kalırsa. Anlamaya çalışmayan anlamadığına saçmalık yaftasını kolayca yapıştıran zihniyetle ne nereye kadar?
Belki de ileriki yıllarda sanat Orhan Aydın'ın bir kaç yazısında ifade ettiği şekle dönüşecektir. Yazar ömrünün bir yarısını kitabını yazmakla diğer yarısını da kendi yazdığını okumakla tüketecektir. Baktığım yerden şimdilik böyle gözüküyor.
Ancak tüm bunlara rağmen devam edilmesinin bir tek nedeni olabilir kendi egomuzu tatmin etmek.
poetikhars adı altında
poetikhars adı altında aslında giderek farklı bir mecraya kayan bu başlığa yapılan yorumlardan ortaya çıkan şey bende dahil bazılarının halktan kopuk sanatın güdük kalacağını kısıtlı bir zümreye hitap edeceği söylemlerine karşın ötekilerin (benim dışımda kalanlardan benimle aynı veya benzer fikirde olanlardan olmayan kesim) sanat illaki herkes tarafından anlaşılmak zorunda değildir fikrini şey ederek şeyimize şey etmeleridir.
bu benim söylemim dışında kalanların söylediği ve benim dediklerimin zıttını, aksini, farklısını, ötekisini seslendiren bu zevatın söylemlerine hak versek ve desek ki tamam sizin dediğiniz doğrudur amma velakin madem sizin söylediğiniz doğrudur madem halk denen güruhun her bir moku (ki bunların sanat dediği şeylerin bir çoğu bu mok kelimesi ile tarif edilebilir) anlaması anlamsız ve hatta gereksizdir o halde neden halk yaptıklarımızı okumuyor, almıyor, ilgi göstermiyor, seyretmiyor, yada tıklamıyor diye şikayet ededurursunuzki madem ki halkın anlaması önemsizdir o halde neden ilgi görmüyor diye site kapatıyorsunuz ve şeyini şey ettiğimin halkı öküz gibisiniz sanatın iyisinden anlamıyorsunuz yok size sanat manat diye ağlıyorsunuz...
ahh ahh çok ünlü bir türk büyüğünün hislerimize tercuman olarak söylediği gibi bazen belkide tükürmek lazım bazı sanatların içine...
(bkz. he ha)
(bkz. he ha)
görsellik için resim
görsellik için resim senatını, plastik sanatları ve benim üçken vücudu kafi bulmayıp, şiiri de görselliğin emrine veren (vermeye teşebbüs eden) bir marjinal arqaaşın sitesiydi. kapanacak diye sülentiler çıktıydı. duruyo mu la!
http://www.youtube.com/watch?
http://www.youtube.com/watch?v=IPPhaAJ5PR0
yeniden izninizle. bunların hepsi poetic!
http://www.youtube.com/watch?
http://www.youtube.com/watch?v=otcpzJY_-ZA
izninizle!
(bkz. ironi bilmesek bile)
sanat eserinde aranan en
sanat eserinde aranan en önemli özelliğin özgönderimsellik (self-referential), olduğu artık tartışılmaz bir gerçek. he tartışılıyor mu?... tartışılıyor. ama ona bakılırsa elvis de yaşıyor kimilerine göre. neyse. sanat eserinin dış dünyada bir gerçekliğe karşılık gelmesi, buna çözüm bulması gibi bir zorunluluğu olmadığı artık biliniyor. ama bu sanat eserini bir iletisi olmaktan uzaklaştırmaz. barthes -di sanırım- in deyimiyle "sanat eseri, geçişsizdir". ama bu okuyucuya bir şey iletmediği anlamına gelmez. zira sanat eserinin nesnesi, alıcı -okur, dinleyici vs.- değildir. adı üstünde alıcıdır, nesne değil. sanat eseri halkın beklentilerine cevap vermekten çok, beklentileri yönlendirir diyenler de beri tarafta. sanatın tek başına yetersizliğini de ilan etmek ve tuhaf bir biçimde yine sanata misyon yüklemek aslında bu. onu bir görevden uzaklaştırırken bir diğer görevi omuzlarına bırakıvermek. sanat bir yeterliliği gerektiriyorsa, bunun temini ile kim ilgilenecek endişesine cevabı, yine sanat eserinde bulmuş, sanatkarlar. bir çoğunun faydayı birinci plana almasındaki temel etken bu. yani sen yüksel dememişler de en iyi bildikleri şey ile -sanatla- aşağı inip, çekip kaldırmak istemişler. bilmiyoruz belki namık kemal daha umduğumu buldum diyebileceği türden bir dünya ile karşılaşsaydı, hürriyet, vatan demeyecekti. yeterince kültürlü bulsalar halkı, bize bugün belki komik gelen, "siz şimdi gramofon ne bilmezsiniz" cümlelerini kullanmayacaklardı romanlarında. bilmiyoruz. ama bildiğimizde var ki mesela akif şiirindeki ahenk eksikliğinin, fayda endişesinden kaynaklandığını itiraf ile başka şartlarda yaşasaydı, başka türden şiirler yazacak olduğunu söyler vs . gorsel şiir eleştirisinin kaynağı anlaşılamamasında mı, yoksa anlamlı olmamasında mı? asıl cevap bekleyen soru bu. halktan kopukluk ile bir iletisinin olup olmaması ayrı şeyler çünkü. yoksa kimse görsel şiirden "bize iki çay kapsın" nevinden işlevsellikler, faydalar beklemiyor. dünyayı kurtarmasını, halkın sesi olmasınıysa hiç.
hatta asıl tartışma şiirin kelimeler olmadan varolup olamayacağıyla ilgiliydi. halktan kopuklukla değil yani. servet-i fünuncuların ne derece halkçı olduğu malumumuz. ama bugün bayıla bayıla fikret , cenab okuyoruz.
görsel şiir üzerine yazılan yazılar, ciddi başka okumaları da gerekli kılıyordu. bu gelişime açık biri için, oldukça faydalıydı. olsa da okusak diyorum hala.
poetik sars. çin malı
poetik sars.
çin malı
Sitenin kapanması değil
Sitenin kapanması değil ama görsel şiir denilenin üretiminin durması yahut üreticilerinin şevkinin kaçması olmaz, yanlış. Eleştiriler de öyle. Halktan kopuktur diye suçlanamaz hehangi bir sanat çalışması, edebiyat işi, bir yaratıcılık ayağı. Politikacıyı suçla mesela; vatandaşın seviyesine inmiyor diye, halka in biraz heyyt falan de, ne kadar yerin dibindeysek artık bu halk denilen kısa boylu zümre olarak.
Kültür sanat alakalı iş böyle kriterlerle azarlanamaz. Herkes anlamak zorunda ya da bu güzelim işler herkese hitap etmek zorunda değil. Zorunluluğu zaten bir kenara at, hitap nedir ya; bir iş ortaya konur enikonu, adamın aklından tecrübesinden ideolojisinden keyfinden uç verip, resimdi yazıydı ikisi birdendi; göz önüne bırakılır. Seslenilmek istenen, ürünün ayağına gider. Bakar konuşur yakınlaşır kaynaşır ya da frekansı tutmaz, zikrini sevmez, lüzumsuz bulur çeker başkasına gider, orda arar kendini. Her şiir halkçı, eğitici öğretici, toplumsal faideli ve illa herkes için anlaşılır olmalıdır hipotezi gereksiz. Herkesin hep bir ağızdan anladığı şiirin zaten söylediği bir şey yoktur. Ve toplumcu olması gereken nutuk'tur misal. Böyle bir toplumsal fayda amacın ya da saplantın varsa sanatı kitabı yazıyı şiiri istediğin şekilde alet edevata çevirebilirsin tabi. Bu tür işlere DE yarıyorsa yapılan, ne mutlu. Ama varoluş amaçları bu değildir hiçbirinin. İnsan geliştirelim, toplum aydınlatalım, sınıf atlatalım mecburi gereklilikleri olmamalıdır. Her türlü nefestir sanat.
Ve illa bir herkese hitap, aman şu aritmatik seviye yakalansın derdi koyulacaksa ortaya aşağıdan yukarıyadır bunun doğru istikameti. Anlamıyorsan anlamanın yolunu bul, ya da anlamadığın yere çalış, ya da otur daha çok anlama, 10unu anlama 11 incisinde ampul yansın, kendi ampulün. Ki bence anlamamak diye bir şey zaten, en başından, bütünüyle, semantik olarak yoktur. Olmadı, bu anlayıp anlamamak, san'atkarlık kültür seviyesi birikim entellik dozu falanla açıklanıyorsa illa, bunları yerleştirdiğin o yüksek yerlere kendini taşı madem, edebiyatı ayağına çağırmak yerine. Bir sonraki sınıfa atla çok gerekiyorsa, ki gerekmiyor.
İlla eleştirilicekse görsel şiir denilen emek, şiir olup olmadığına takılınır mesela, sonu gelmez ve asla o mutlak yanıta ulaşılamaz ama sayfalarca fikir, teknik analiz ortaya konabilir ki doğru eleştiri yordamı budur bence.
Sanat bireyselliktir doğalından. Zaten bireysel olandan ziyadesiyle toplumsallık beklemek.. logaritmik değil. Senden farklı bir bireyin zihninden fikrinden, özellikle sözcük, metin yardımı olmadan ortaya dökülen işlerin anlaşılırlıkmetreye tabi tutulması lüzumsuz olduğu kadar manasız. Yapmasınlar mı yani bu adamlar bu işleri. Bizim köyde bu anlaşılmaz yavrum, sen git berlin'de çiz bunu, ordaki yüksek iq düşük eq'lu amcalar daha güzel anlar mı diyelim.
Ambalaj, prospektüs, 10 faydası, otuz üç dilde kullanım kılavuzu, saklama koşulları, garanti belgesi, bilumum takım taklavatını da istiyorsan yanında elektrik kablosu falan üretip çocukların ulaşamayacağı yere koyacaksın.
Hareket etmeli yuvarlanmalı zıplamalı sanat edebiyat vs.
Dar kot, kılıf giydirip omzuna vatkadan ağırlık koyarsan, söylem olur o.
artık türkiye'de
artık türkiye'de göstermeyen şiir yazılacak. göstermeyince, gizli tutunca daha otantik, daha mistik oluyor hem şey, şiir. göstermeyen şiir. gösterirse şiirin ne önemi var?! zor olmalı, arkasından koştursun kız gibi. di mi?
her ne kadar sayın
her ne kadar sayın ışın'ın haklı sebepleri olabileceğini düşünsem de, "keşke kapanmasaydı" dediğim, türkiye'nin ilk ve tek görsel şiir sitesi.
ve birgün, belki eskisinden de daha güçlü bir enerjiyle, yeniden açılmasını ümit ettiğim site.
(bkz. aha)
(bkz. aha)
Belki şu zamanda
Belki şu zamanda söylendiğinde biraz acımasızca olacak ama görsel şiir çabalarının sonuç vermeyeceği belliydi dersek çok da tuhaf kaçmaz herhalde. Neden belliydi çünkü görsel şiir, türkiye’de edebiyat ve sanatla iyiden iyiye ilgilenen, kalifiye bir kitleye hitap ediyordu sadece. Anlaşılamayınca kafanız basmadı denildi, beğenmeyince eşek hoşaftan ne anlar gibisinden karşılıklar verildi ki bu, gösterilen bunca emeğe saygı duyulmasını bile zorlaştırdı kanımca. Oysa şiir halk içindir, şairin davası halkın davasıdır, şair ne kadar yüksekte bir yerde de dursa, bilgi birikimi, bakışı ne kadar ilerde de olsa ürettiği şey halka ulaşmıyorsa, insanların kafasında yeni yollar açmıyorsa bundan yakınmak yerine bunu başarmanın bir yolunu bulmalıdır ki ortaya koyduğu şey kişisel hazlar duymaktan yahut elit bir kesim için yeni imkanlar sunmaktan öteye gitsin. Görsel şiircilerin yaptığı kasımpaşaya köpek çantası, kıyafeti satan şu dükkanlardan açmak gibi geliyordu bana. Yani bunu nişantaşına açar, talep görür anlaşılırsın ama hızını alamayıp kasımpaşaya açtın mı ordaki insanlar bunu anlamaz çünkü oranın köpekleri kendi başlarının çaresine bakmaktadırlar. Kaldı ki türkiyedeki edebiyat çevresinin büyük bölümünü de nişantaşındakiler gibi bu çantaları işlevselliği olduğu için değil gösteriş yapmak için alanlar oluşturuyor. Bu ülkede şimdiye kadar bir etki uyandırmış bütün akımlar, şairler nişantaşında yaşasalar da sokak köpeklerine elbise giydirmeye çalışmayıp ara sıra onlara bir kaç kemik verenlerdi. Eminim turgut uyar da yüksek sanattan felsefeden anlardı ama
ilaç milaç bok püsür
şuramda bir şeyler var
sahiden bir şeyler var
haykırmadan anlatamam
diye anlatınca derdini, bu topraklarda türkçe bilen herkes anlıyor ne demek istediğini. Demek istediğim bütün imkanlar zaten şairin elindedir. Bence. serkan ışın bunları okuyup daha da içlenebilir, sinirlenebilir, belki umursamaz bile ama bu bizim de görsel şiir diye bir şeyi umursamamış olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Şimdi kasımpaşalılar olarak isteğimiz bize nişantaşından ya da paristen ya da marstan gördüklerini anlayabileceğimiz bir dilde anlatmak için çabalamaları, çok harika yerlerse buralara gidebilmemiz için kafamizda yollar açmalari. şairim diyorlarsa bunu onlardan beklemeye hakkımız var sanırım.
pust ahali den öğrendim
pust ahali den öğrendim ben kapandığını ve üzüldüm nedense. garip bu. çünkü ben görsel şiire, onun bir yere varmasını bekleyecek, ancak o vardığı yerde değerlendirme yapabilecek kadar, onu anlamaktan uzaktım. uzaktan bakıyordum yani sadece. ama görsel şiire ilişkin her yazı, şiire dairdi de aynı zamanda ve o haliyle kaynak genişliği sağlaması bakımından mühimdi. serkan isin' ın kapanışa ilişkin yazısı pişmanlık duymayan, yaptığı şeyin sağladığı açılımların farkında olan ve ama mütevazı, yine ama mevcut durumu da kabullenen bir yazı olmuş. sitemlerini bana ediyormuş gibi içerledim ama niyeyse. biraz şiiri ciddiye almakla ilgili bir refleks sanırım bu. şiire ilişkin inanarak yapılan her işin, netice vermesi gerektiği inancı bunu doğuruyor. ama yersiz romantizmin de lüzumu yok tabi. anlamlandırmaya çalışıyorum bu neticeyi. neticeyi anlamlandırmak bir görsel şiir eleştirisi yapmak anlamına da gelecek aynı zamanda. onu da yapamadığımızdan, izlemeye devam etmek en iyisi.
şiiriniz kısırdır abiler
şiiriniz kısırdır abiler ablalar hepi topu üç bilemedin beş yüz kişiye hitap eder
şiiriniz kendini beğenmiştir abiler ablalar kalan milyonları küçümser
şiiriniz biz hep yedi cüceyiz birbirimizi biliriz dedirtir
şiiriniz halktan bizden kopuktur kendi kendini tüketecek kadar
elittir abiler ablalar kendi kendini imha edecek kadar
şiiriniz şiirimiz olana kadar bu kısır döngü devam eder...
bazen birileri. hiçbir
bazen birileri.
hiçbir şeye- rağmen
yaw bazen birileri çok güzel güler...
serkan güzel güler mesela... bilmem ilginizi çeker mi?
ya da adminimiz güzel gölüyor gördünü MÜ
bazen birileri
hiç bir şey- için
biliyorsunuz değil mi aslında
birileri olmak zorunda.
küfür etmek için bile.
serkan sana küfür etmek istiyorum.
ağız dolusu ana avrad
-lan adam ne güzel düşünmüş-
bazen birileri düşünür.
sanırım fark bu.
kendi adıma
bazen ben bir yerleri özlerim
kent göl ya da bir tık
bilemem anlamam
doğduğum dünya kablo ağlarıyla örülüydü
kendim gibilerini bulmam uzun sürüyor sanırım
bazen.
.
anlatamam.
anlamış sayılmamam bu yüzden...
bir şey daha var. bence
bir şey daha var. bence kapanmamalı. çünkü orası hep öz ve hep duru. orası gerçekten kalite açısından sürekli başvuru kaynağı. serkan'ın istediği de bu değil miydi?
ayrıca poetikhars'ın
ayrıca poetikhars'ın kapanması demek türkiyedeki görsel şiirin en büyük yenilgisi demek olur. çünkü sonuçta görsel şiir her ne kadar reddedilse bile bir akım olarak reddedildi. ve reddedilmesi de bir bağlamda varlığının önemi ile açıklanabilirdi. üzerine dosya yapıldı. çizildi. konuşuldu. konuşuluyor. ben hep tin eksikliğinden dem vurdum. ya da benim algılayamadığımdan. mesele şu ki poetikhars'ın ilk aşamasından bugüne kadar takip ettim. zinhar sürecinde yazdım, hatta bir görsel şiir çalışması bile yaptım. serkan'dan uzun yıllardır ilk ve tek görsel şiir sitesi diye de geçen gün mail almıştım şöyle ki;
Merhabalar
Türkiye'nin ilk ve tek ve muhtelemen de hep oyle kalacak "gorsel siir"
sitesi www.poetikhars.com guncellendi. Ayrica
www.poetikhars.com/camera adresinde 2004-2007 arasinda yayinladigimiz
gorsel siirlerin tamamina ulasabilirsiniz.
Konvansiyonel siir alani giderek daralirken, poetikhars, hem ceviri
metinleri, hem tartismalari, hem de icerigi ile bu alani genisletmeyi
ve yeni tartismalari gundeme getirmeyi hedeflemektedir.
Ziyaret etmeniz ve kusur kalmamaniz dilegi ile.
serkan isin
birden bire bu karara iten şeyin ne olduğunu bu yüzden merak etmiyor değilim.. görsel şiir mi kan kaybediyor. serkan mı sıkıldı. çözemedim.
üzüldüm. Tuhaf bir
üzüldüm.
Tuhaf bir döngüye girmezden önce son çıkış ya da "aa, kapandı mı? neden ki?"
--------------------------------------------------------------------------------
Gönderen Serkan Işın - tarih 23 Aralık 2007
Öncelikle hemen belirtmek gerekir ki, poetikhars/zinhar/zinharpost kapandı. Kapandı derken, artık edebiyat tarihinin, ilgisini esirgemiş okurun -genelde müzeleri bu yüzden gezeriz, geç kalmışlığımızın kasveti ve vurdumduymazlığı ile, edebiyat tarihçisinin, genç şairin ya da internet üzerinde edebiyat nedir, ne değildir diye merak edenler için google aramalarında yukarı sıralarda olmak dışında bir işlevi olmayacak bundan böyle. Bu son yazı da, muhtemelen trilyonlarca bit bilgi arasında bir yerlerde, keşfedilmeyi ya da anlamayı bilen birilerinin ilgisini bekleyerek kaybolacak gidecektir. Geriye ne kalacaktır, bunu pek kestiremiyorum. Bunun pek de bir önemi yok artık.
Kızgın ya da kırgın değilim, çünkü olan biten bütün bu "macera" sonunda öğrendiklerimin "hissizleşme" kelimesi ile ilgisi var daha çok. İnsan, özellikle edebiyatçı/şair taifesindense, kendisini böyle maksimum noktaları sonrasında çoğu kez sorgulamaz, böylelikle ayağa düşmenin en kesin formülasyonunu bulmuş olur. Bir şeye başlamak, çoğu kez onu "başlatmak" oluyorsa, başlayan şeyin devam edebilmesi için, yatırılan zihinsel sermayenin faizini fazlası ile istemek büyük küstahlıktır. Hakkımı helal etmekten başka çarem olduğunu da düşünmüyorum.
Teşekkür faslına geçmeden önce, böyle bir 'şey'e başlamanın dinamiklerini genç okurlara anlatmak herhalde boynumun borcu olacaktır. Ama burada sanki bir halt becermiş gibi de davranacak değilim, o yüzden merak eden olursa klişeler ile hakikatler arasındaki uzaklığı tekrar ölçmelerini salık verebilirim. "Hayatı değiştirin, bok püsür bulun, harekete geçin, şiir şudur, budur vb." diyen gerizekalılar daha önlerinde olan biten şeyi fark edemeyecek kadar körleşmeye başladığında, artık orada eğlenceli şeyler olmuyor demektir.
Eğlenceli olan şey ise, kendi kendinize ve kendiniz için ve hakkında öğrendiğiniz şeylerin yekünüdür. Büyü bozumu, örneğin size "ah evet, doğru ya!" dediğiniz bir keşif anında değil, tam tersi bu kısa tepkiyi veremeyecek kadar meşgul olduğunuz bir anda dank eder. Kafanıza dank eden ise, kesinlikle o yaptığınız şeyin "organikliğinde" yatmaz, tam tersine edebiyat eserinin ya da yapıtın ya da herhangi bir sanat objesinin, hareketin "epiphany" anı, tam da dışarı doğru fırlayan vektörde yatar. Eserin büyüklüğü değil, belki de "etkisi" (magnitude) burada yatar. Yani müzik sanatı için geçerli olan, tüm sanatlar için geçerlidir; hiçbirşey olanın dalgalandırılması, silkelenmesi.
İşin mistik kısmını geçersek, eğer yaptığınız şey -bulduğunuz diyelim- size kendisi ile ilgili olmayan bir sürü şeyin de ilgisini göstermeye başlıyorsa ve bu ilişkileri kurarken, çeşitli iletişim fazları yakalanıyorsa, kendinizin en bilinçsiz, en ilgisi, en süper-uzak noktada olduğunuzu düşündüğünüz bir şey ile canhıraş ve bilinçli bir ilişkiye giriyorsanız; sanıyorum bu en samimi haliyle, sanat eserinin doğuşuna işaret eder.
Özetlemek gerekirse, görsel şiir, bize görsel şiir verdiği için değil, bambaşka şeyleri kullanma, eritme, yeniden şekillendirme ve yeniden yorumlama yeteneği kazandırdığı için, mümkün olanların en iyisi gibi görünmüştür. Hala da öyledir. Bu sitenin ya da benim aradan çıkıyor olması/olmam, en azından başlangıç için bir yol arayanlara fazla kafa karışıklığına mahal vermek istemememden kaynaklanıyor. Artık bizim yaptığımızın daha ötesi aranacaktır ya da nasıl bir hiçten doğdu ise, o hiçin kuralları gereği, tüm bu bilgi yığını ve çalışma, parça parça tükenecekleri ana kadar beklemelidir.
İnsan, Zaman'ı ancak ve ancak sanat eseri üzerinden nadasa bırakabilir. Ben ve bu sitede, bu işlerde adı geçen herkes, bunu, yapabileceğimiz en samimi şekilde yaptık. Bundan ötesini düşünmek ve beklemek gerçekten kendi efsanesine fazla kulak kabartmak olur, olacaktır. Ve bilindiği gibi "Siren"ler hep daha fazlasını isterler.
Ben, Serkan Işın, bir şair, bir editör, bir web tasarımcısı, bir e-posta atıcısı vb. olarak bu siteye bugüne kadar bir kere uğramış, çeviri yapmış, işlerini sergilememe izin vermiş, olayı anlamasa da heyecanlanmış, tepki göstermiş, arkadaş arasında dedikodu yapmış, kafası basmadığı için küfür etmiş, kötülemiş vb. kim varsa teşekkür etmek istiyorum. Az çok da olsa "edebiyat tarihi içinde küçük bir sarsıntı" yaratılabilmiştir. Bu sitede adı geçenler, sayfalarda, internet aramalarında bu site ve dergi ile ilişkilenmekten hiç de gocunmayanlar ise bu site ayakta kaldıkça zaten benim yapabileceğimden çok daha fazlasını elde edeceklerdir. Ya da hiç birşey olmayacatır, zaten iyi yanından bakarsak, başlangıçta da hiç birşey yoktu.
Sonuç olarak başlangıçta kendisini "süreksiz bir imha olarak şiir" olarak tanıtan ve tanımlayan bir hareketten, kalıcılık, süreklilik, daha ileri gitmek gibi saçma sapan şeyler beklemek bana göre değil. Türkiye'de görsel şiir işte bu kadardır ve bundan sonrası en azından bu ekip tarafından yürütülemez. Görsel şiir ve tüm levazımı, T.A.Z'da (Hakim Bey) da belirtildiği gibi "zaman ve mekanda bir göçebelik" hareketiydi. Hem o kadar süreksizlikten, kazadan, rastlantıdan bahset, hem de sonsuza kadar var olacağını zannet, bu bize göre değil.
Hepinize teşekkürler
Serkan Işın
23.12.2007
Pazar