Korsanda öğrendiğim konseptlerden bir tanesi. Bir senedir bir görsel şiir muhabbeti görüp duruyordum, sonunda merak edip okudum, linklere baktım. Bir takım grafik çalışmaları yapmışlar, iyi hoş da bunların şiir olduğuna nasıl kanaat getirmişler çözemedim. Bu arada KARTEZYEN DUALİTE ne ki? Gerçi adamlar söylemiş peşin peşin "bu senin anlayabileceğin bir şey değil" diye ama... neyse ben iyisimi beni ilgilendirmeyen konulardan uzak tutayım burnumu. Ama bak şimdi aklıma alangirli bir laf geldi, dur onu da paylaşıp götürüyorum burnumu: Doğru konuş lan benle, suratını görsel şiire çeviririm yoksa! :P
Bilinçdışının veya rüyaların çözümlenmesinin, onların "ne"
söylediklerinin veya "nasıl" söylediklerinin anlaşılması ile
değil, "niçin" öyle dediklerinin anlaşılması ile mümkün olduğu
söylenir. Çünkü rüya görsel imgeye dayalı içrek bir dildir, kendisine
ait kodlama sistemi vardır, bu nedenle birebir çözümlemek mümkün
olmaz, sadece rüyada görülen bazı şeylerin neden o değil de bu kılığa
büründüğü yorumlama yoluyla kısmen anlaşılabilir. Aslında rüya,
yorumlamaya çalışmadığımız, içini deşmediğimiz sürece "neyse o"dur.
Görsel şiir dili de nesneleri temsil eden beynimizdeki imgelerden
kurtulmak, düşünce ve madde tözü ikiliğini yok etmek ve
nesneleri "neyse o" olarak konumlandırmayı olabilirlik sınırına
taşıyabilmek için iç/dış bütünlüğünü simgeleyen bilinçli bir
bilinçdışı veya uyanıkken görülen bir rüya gibi yapılandırılmaya
çalışılıyor olmalı. Böylelikle metinsel düzlemde gerçekle fantezi,
olabilirle olamaz, iç ile dış arasındaki sınır aşılabilecek, daha
doğrusu fanteziye ve olamaza gerek kalmayacaktır. Görsel şiir icra
eden görselci şairlerin kullandığı "görsel dilin", düşle gerçek
arasındaki mesafeyi aşamaya yönelik olarak, rüyalarla benzer şekilde
bakışa sunulmuş ve Saussure'un dil kuramına göre "göstereni"
yani "işitsel imgesi "ve Chomsky' nin dil kuramına göre "semantik ve
fonetik öğeleri" olmayan "içrek bir dil" şeklinde yapılanmış oluşu
nedeniyle neyi nasıl söylediklerinin değil niçin öyle söylediklerinin
anlaşılabilmesi gerekir. Bunun için görsel metnin dışında bir tema
aramak veya yorumda bulunmak kaçınılmazdır. Hızlıca bakıldığında ve
ne olduğu ya da ne söylemek istediği gibi konularda yorum
yapılmadığında bir görsel iş "neyse o"dur belki, ama bu çoğunlukla
mümkün olmaz, çünkü görsel şiir ikinci sözlü kültür alanına dahildir,
parçalanmış sözcükler, sayfaya dağılmış harfler de, bir bütünden
kopmuş olsalar dahi, aynen konvansiyonel şiirde kendi bütünlüğünü
koruyan bir dize gibi parça-bütün olurlar, alımlayıcı tarafından
yorumlanır ve anlamlandırılırlar; şair bu sözcüğü bölmekle ya da
sayfanın altına yerleştirmekle şöyle demek istemiş deriz, ya da
harflerle bir çekirgenin sıçrayışı resmedilmiştir, bunu anlarız veya
belki de "Ç" gazı kaçmış bir uçan balondur, ama bu Ç'nin sadece "ç"
olmasını, hiçbir göndermesi olmaksızın Ç olmasını ya da "Kendinde
şey" veya "neyse o" olmasını sağlamaz, evet artık sesi ve eski anlamı
yoktur, ama yeni bir anlamı vardır ne yazık ki. Zaten en başından
verdiği yanıtlar ve yol göstericiliği nedeniyle görsel şiiri "neyse o
olmak"tan uzaklaştıran bir kılavuz metin de bulunmaktadır elimizde.
Görsel şiirin böyle bir kılavuz metne sahip olmasının yorumcunun
işini kolaylaştıracağı düşünülebilir, ancak incelendiğinde, görsel
iş'lerde olduğu gibi, metnin anlaşılmasının hiç de kolay olmadığı,
yoruma ve yorulmaya gerek olduğu görülür. Yazın alanında, işitsel
değil görsel imge kullanılsa bile simgeselden kurtuluş mümkün
olmadığı için de Görsel şiir "neyse o" olarak yapılandırılmaya
çalışılırken yeni bir imgesel mekânın yaratıcısı olarak ve yeni bir
uzlaşımsal alan olarak şekillenir ister istemez ve kartezyen
ikilikten kurtulmamıza yaramaz, aksine onu pekiştirir.
"Saussure'ın dil bilim teorisine göre dil toplumsal ve uzlaşımsal
bir kurumdur ve dilin birimleri göstergelerdir. Gösterge bir gösteren
bir de gösterilen'den oluşur. Gösteren ses değil işitsel imgedir,
yani fizik bir nesne değil bilişsel bir nesnedir. Gösterilen ise dış
dünyadaki bir nesne değil onun zihnimizdeki temsili
yani "kavramıdır"…. İşitsel imge ve kavram arasında mantıklı ve
deneysel bir ilişki olmamakla birlikte dilin yapısı bu iki öğe
arasında bir ilişkiyi zorunlu kılar."* Konvansiyonel şiir dili bu dil
bilim teorisinin öğelerini ve gösterme ilişkisini içinde barındırır,
gösterge olma özelliğine sahiptir, bir göstereni ve bir de
gösterileni vardır, gündelik dilden farkı uzlaşımsal gündelik dildeki
gösterenin gösterdiğinden başka bir şeyi veya birçok şeyi
gösterebilmesidir; konvansiyonel şiirdeki "kuş" bildiğimiz kuş
değildir, "ağaç" da bildiğimiz ağaç, böylece metaforik düzeyde bir
başka uzlaşımsal alan yaratılır. Görsel denilen şiirde ise gösteren
olabilecek bir iÅŸitsel imge yoktur, onun yerine simgeselleÅŸtirmeye
olanak veren bir başka gösteren boyutu yani görsel imge vardır; bu
noktada hem gündelik dilden hem de konvansiyonel şiir dilinden
oldukça farklıdır. Konvansiyonel şiir Jakobson'un dil teorisine göre
hem dil hem de söz düzeyine dahil iken Görsel şiir sadece dil
düzeyinin eş zamanlılık basamağında yer alır. Burada S.Murat
Tura*'dan alıntılayarak dil ve söze dair iki karşıt düşünceden de söz
etmek gerekir. "Lacan'ın öğrencisi Mannoni' ye göre:" Dil perspektif
haline getirilmemiş geometral bir gerçekliktir, söz ise
perspektiftir". Kısaca söz öznel ve dil nesneldir denilebilir. "Bir
kesit ya da perspektif olan sözün kaçış noktası "Ben" iken
dilde "Ben" yoktur". Hem Saussure hem de Mannoni dilin kiÅŸiyi
özgürleştirici etkisinden söz ederler. Oysa Lacan'a göre bu bir
yanılsamadır ve dilin içinde mutlak olarak içerilmiş bir "Ben"
vardır, yani birey dilin içinde belirlenmiş bir konumdan konuşur ya
da oradan bakar, böylelikle dil düşünce ile sese aracılık ederek
kişiyi simgesel düzen içinde özne olarak var eder. "Dil söz gibi art
zamanlı değildir, biçimsel kurallar dilbilimsel birimlerin eşzamanlı
ilişkilerinden ibarettir"*. Konvansiyonel şiirde sözün varlığı onu
art zamanlı yapar, iyi örülmüş bir şiirde bir dizenin yerinden
çekilip başka bir yere yerleştirilmesi bu art zamanlılığı dolayısıyla
anlamı da bozar. Görsel şiir dili ise sözden ve işitsel imgeden uzak
oluşu nedeniyle böyle bir art zamanlılık barındırmaz, içinde eş
zamanlı ilişkiler mevcuttur. Görsel şiirin konvansiyonel şiir gibi
katmanlı ve art zamanlı olmaması her şeyi bir arada ve aynı anda
görmeye olanak verecek boş bir alan ya da eşzamanlılık oluşturmaya
yarar. Yani konvansiyonel şiir dili ile oluşan yapıya gökdelen dersek
görsel şiir dili tek boyutlu bir düzlüktür ya da üstünde yapı
bulunmayan boş bir arsadır. Sözden, kesitten, perspektiften
ve "Ben"den uzak olduğu için de söze dayalı konvansiyonel şiire göre
daha somut olduğu söylenebilir. Toparlayacak olursak görsel şiir
dilinde söz ve dolayısıyla perspektif ya da öznellik aradan
çıkarılarak görsel imge ile düşünceye direkt aracılık etmek
hedeflenir. Konvansiyonel şiir anlamlandırma iken görsel şiir anlamın
kendisi olmak ister. Konvansiyonel şiirde dil düşünce ile sese ve
işitsel duyuma aracılık eder, görsel şiir dili ise görme
duyumuna/görsel imgeye, ama ilki sesi ve işitsel duyumu ikincisi
görme duyumunu dolaylar ya da temsil eder. Sonuçta, ne kadar
istenirse istensin, görsel şiir dili ile de perspektiften, kesitsel
özelliklerden ya da öznellikten kaçınılamaz, görsel şiir ile yapılan
sadece perspektifi tersine çevirmek olur, "BEN" olduğundan başka bir
yere taşındığından "NEB"dir artık.
"Chomsky'nin dilbiliminde dil teorisi üç öğeden oluşur: Semantik,
sentaks ve fonetik (sesbilim). Semantik teori (anlambilim/ düşünce)
kelimelerin anlamlarını veren bir sözlüğe dayanır. Sentaks ise
fonetik ve semantik arasındaki ilişkiyi sağlar."* Konvansiyonel şiir
dili semantik, fonetik ve sentaks öğelerini içinde barındırır. Görsel
şiir dili ise sadece "sentaks"ı. Çünkü görsel şiir de semantik ve
fonetik öğeler yoktur. Dolayısıyla adlarını andığımız dil bilim
teorilerine göre görsel şiir dili iki yakayı birbirine bağlayacak bir
işlevi olmamakla birlikte "köprü" olduğunu iddia eden işlevsiz bir
köprü durumundadır, iliği olmayan atıl bir düğme ya da bir porsiyon
dil olarak da canlandırabiliriz gözümüzde, zaten istenilen de budur.
Görsel şiirde görsel imge ile gösterilen "görsel şiir kavramıdır".
Görsel şiir olarak üretilen her "iş" ona bakanı kendine değil "görsel
şiir kavramına" yönlendirir. İşte bu da iş'in ilmeksel boyutudur.
Kısaca görsel şiir dili düşünce tözü ve madde tözü ikiliğini yok
etmeye/ kartezyen dualiteyi çökertmeye çalışırken şiiri araç edinmiş
yeni ve farklı bir dil ve onun teorisi olarak şekillenmek ister
gibidir, diyebilir miyiz?.
NİÇİN GÖRSEL ŞİİR?
Görsel ve somut şiir kılavuzu'nda** bu sorunun yanıtı: "Görsel şiir
şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış olduğu yerde başlar ve biter",
olarak verilir. "Görsel şiirin şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış
olduğu yerde başlaması ve bitmesi" ne demektir ? Bu cümle
konvansiyonel ve görsel şiirin eşzamanlılığını mı yoksa art
zamanlılığını mı vurgular? Öncelikle bu cümlenin bir şeyin bitip
hemen ardından bir diğerinin başladığı bir süreci veya çizgisel bir
tarih anlayışını, "fıkır fıkır piliçlerin önce yaşlı tavuklara ve
ardından ölüp toza dönüşeceğini", "geri döndürülemez entropi
yasasını" vurguladığı söylenebilir. Aynı cümleden şiirin belki de
zaten hiç bir zaman konuşmamış olduğunu, eğer hiç konuşmamış/
yazılmamışsa bitmesi veya aşılması diye bir durumun da söz konusu
olamayacağının söylenmek istendiğini de çıkarabiliriz. Bu durumda
diğerinin susmuş veya hiç konuşmamış olduğu yerde başlayan Görsel
şiirin de başladığı ân bittiğini. Öyleyse asıl olarak bu cümle ile
Görsel şiir'in Ân'ın kendisi olması istemi dile getirilmektedir;
Görsel şiir ile yapılmak veya gösterilmek istenilen ne dış gerçekliği
yansıtmak ne de saFî şiirdir. Görsel şiirde hayal edilen A'NIN
bizatihi kendisi olmak, akıp giden zamandan ve anlamdan kurtulmak,
zamanın ve anlamın olmadığı zamanlarda zamanın ve anlamın kendisi
demek olan insana bu yüklerden ve sınırlardan kurtularak yeniden
ulaşmaktır. Çünkü "algılarımız bizi yanıltmaktadır, algıladıklarımız
nesnelerin kendileri değil onların beyinlerimizdeki temsili
imgeleridir" (Saffet Murat Tura/ Histerik Bilinç). Bu nedenle
harflerin, nesnelerin, insanın simgeselden ve imgeselden bağımsız
somut ve bütün gerçekliği hayal edilir. Belki de burada, modernizmin
tükettiği, ancak tükendiğine inanmayan, çaresizliğini fantezileriyle
aşamaya çalışan insanın bu çifte dramı karşısında, sadece susmak
gerekir, derin bir sessizlik gerekir, ama benim aklıma A. Hamdi
Tanpınar'ın:
" Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpâre geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında"
dizeleri geliyor, ve ardından bu dizelerin Görselci şair
tarafından "şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış olduğu yerde"
konumlandırılmış oluşu. Belki de bu kötü çeviriyi ben yapıyorumdur,
onlar böyle bir şey demek istemiyor, sadece; tin ve ten, bilinç ile
bilinç dışı birleştiğinde, insan yekpare bir bütün olacağından şiire
de gerek kalmayacak demek istiyorlardır, yani bir çeşit şiir ötesi
veya öncesinden, başlangıç ile sonun uç ucalığından söz ediyorlardır.
Öte yandan Görsel şiirin hem icracısını oyalayarak tehlikeli
duygularından arındırma, böylelikle tedavi etme gibi sanat'ın klasik
işlevini yüklenmiş gibi durduğu, hem onu kültürel özne konumuna
getirdiğini, hem de Görsel şiir ile dış gerçekliğin temsili değil de
asıl olarak öznel dışavurum ve varoluşa engelsiz bakabilme gibi
modern çağın sanat anlayışının gündeme getirilmek istendiği
düşünülebilir. Ancak, ironik bir yaklaşımdan kaynaklanıyor olsa gerek
yer yer bir nev'i kutsal söze aracılık edermişçesine bir dilin ve
seslenişin kullanıldığı kılavuz metinde, engelsiz olarak varoluşu ile
göz göze gelme çabası içindeki insan ile çelişkili duran ifadelere de
rastlanmaktadır: Birilerine bir şey söylemek veya göstermek, dış
gerçekliği sorgulamak, ona metinsel düzlemde savaş açarak, olmaması
gereken yere taşıyarak bir başka gerçeklik oluşturmak, bir başka dil
oluşturmak ve oluşturulacak yeni gerçeklik ve yeni dil ile bütün –
meli ve- malı'ları yok etmek, boşlukları doldurmak hayalini yansıtan
ifadeler. Bu ifadelerden görselci şairin bit'i bit veya parazit
olarak tanımlayan imge dünyasına karşı olduğunu anlarız. Ona göre
bit'i olduğu yerden başka bir yere taşırsak bit veya parazit olmaktan
kurtulacaktır ve kendisi olabilecektir. Aynı şekilde tüm toplumsal
değerleri ve kavramları baş aşağı çevirerek egemen ideolojinin
tahakkümünden kurtulmak mümkündür. Konvansiyonelci şair ise bit'e bit
dememeyi, onu görmezden gelmeyi yeğler. Görselci şair imgeyi
pisliklerin veya parazitlerin üstünü örtmekte kullanan, üstünü
örttüğünün parazit olup olmadığını sorgulamadan kabul eden
konvansiyonelci şairi işte bu nedenle eleştirir görünür. Oysa kendi
önerisi ile de gerçekte değişen hiç bir şey olmayacaktır; tersten
perspektife göre bit diye bir sorun kalmayacaktır sadece, o kadar,
yoksa tib veya b.i.t veya saçlarımızın arasında değil de sayfanın
üstünde yürüyen küçük cici beyazlık, yine bit'tir.
Susan Sontag'a göre***:"Günümüzde sanat bizi rahatsız etme yetisi
taşıdığından, sanat yapıtını içeriğine indirgeyip sonra bu içeriği
yorumlamakla o sanat yapıtını ehlileştirmiş oluruz. Yorum, sanatı
evrilip çevrilebilir, rahatsız ediciliği giderilmiş bir duruma
getirir… Yorumdan kaçabilmek için sanat, gülünç bir parodiye
dönüşebiliyor. Soyutlaşabiliyor. Ya da salt süsleyici olabiliyor. Ya
da sanat olmayana dönüşebiliyor…
Oysa sanatı yorumun istilasına uğramaktan kurtaracak tek savunma
yolu - çoğu zaman biçimle, içerik pahasına deneylere girişmek diye
anlaşılan- programlanmış avant-garde'cılık değildir…çünkü bu sanatı
dur durak bilmeyen bir koşuşturma içine itmek demektir". "Yüzeyi
bütünleşmiş ve tertemiz, akışı hızlı, seslenişi doğrudan yapıtlar
oluşturmak; öyle ki yapıt sonunda …neyse o olsun... kesinlikle
gereksinme duymadığımız şey sanat'ı düşünceyle şimdi olduğundan daha
fazla birleştirmeye kalkışmaktır.. Önemli olan duyumlarımızı yeniden
kazanabilmektir". İşte yorumculardan kaçmak için Susan Sontag'ın
sanatçılara önerdiği yol. Bu yazının konusu olan Görsel şiirin
kılavuz metininden alıntıladığım aşağıda geçen cümleler ve başkaları
da, bir yandan hiçbir işe yaramaması ve hiçbir anlamı olmaması için
şiir üretilirken diğer yandan bağlam oluşturma, anlaşılmak ve
yorumlanmak isteğinin altını çizer. Görselci şairin böyle bir yorumu
yok etmeyi değil, tam aksine; özellikle beklediğini düşündürür:
" (görsel ve somut şiirde içerilen) ortaksızlık istemi, ki
heterotopik olanın hayalidir bu: salt kurmacadır, bengiliği kendi
içerisinden çıkaran tek yol olan- olmayan bir imkânı imkânsızlığın
sınırına getirir ve orada Tin kendi yücelişini, görselliğin boyutu ve
düzlemi aşmaya çalışan (sayfanın ) boşluklarında, doluluklarında ve
temsili yalnızca bir ayna olmaktan çıkarıp onu sayfada dolaysız
olarak içerilmeyen (ama üzerinde düşünülmeye iliştirilen)
şeylerin/nesnelerin sonsuz seyrinde bulur. Bu seyir insanı, dilini,
bilinçaltını, dil öncesini şeylere yapıştırır ve hayal ile hakikat-
harflerin- gerilimin doruklarında birbirine karışır…" Bu cümlelerden,
insanın görsel şiir dili aracılığı ile egemen ideolojinin dilinden ve
anlamından, bu anlam dolayısıyla anlamsız hale gelmiş
parçalanmışlığından, böylelikle bilinç ile bilinç dışı arasındaki
mesafeden de kurtulabileceği anlamını çıkarıyorum. Oysa kurtulmak
istenilen bu mesafe şiirin ve aşkın yeşerdiği boşluktur, aşk ve şiir
bilinç ve bilinçdışı arasındaki bu boşlukta büyür ve orayı doldurur.
Yani görselci şairler,
"akşam oluyor ya bir türlü inanamıyorum
Oturmuşlar iri yapılı adamlar esrar çekiyorlar
Daha bir aydınlık olsun diye içtikleri su
Sarı topraktan testileri güneşte pişiriyorlar." (T. Uyar)
dizelerinin oluşmasını sağlayan bu boşluktan kurtulabilmekten söz
ediyorlar, daha bir aydınlık olsun diye içtikleri su. Böylece
sağlanacak yekpare bütünlük, şiirsizlik ve aşksızlığı imkân
dışılıktan imkânsızlık sınırına yani olabilirlik boyutuna taşıyacak
ya da olmaması gereken bir yerde hayal edilmesine yol
açacaktır. "Neyse o" olunabileceğinin görsel şiir ile
gösterilebileceği, simgeselin aşılabileceği, görsel şiir
icracılarının tenimizin tinimize yapışabileceği tekinsiz dümdüz
günlerin yakın olduğu umudunu taşıdıkları gibi bir anlam da
çıkarılabilir bu ifadelerden. Sonuç olarak görselci şairlerin
özellikle biçimle, içerik pahasına deneylere girişmelerinden olsa
gerek üretilen "iş"leri alımlayıcının yorumuna kendi elleriyle teslim
etmiş oldukları söylenebilir. Bu durumda bir kusur aranacaksa
yorumcuda değil yoruma yol açanda aranmalıdır belki de diye düşünüyor
insan. Aslında ben görsel şiirin rahatsız ediciliğinden hoşnutum, onu
yorumlayarak ehlileştirme çabası da gütmüyorum, "onda bulunan
içerikten daha fazlasını arama "derdinde de değilim, sadece eğer
varsa "duyumsal yüzeyini" görme isteği içindeyim, bir de aklıma
takılan, anlayamadığım ve anlamaya çalıştığım iki sorun var,
birincisi; görselci şairlerin bu "rahatsız ediciliğinin", yukarıdaki
örnekte de göstermeye çalıştığım gibi, yorumdan kurtulmak için değil
aksine tam da yorumlanma beklentilerinden kaynaklanıyormuş gibi
oluşu, kaldı ki varoluşları ile yüz yüze gelmeye çalışan insanların
pek de umursamayacağı bir durumdur bu. Diğeri de; şiiri zihin
çeldirici çift anlamlılık barındıran imgeler şekilde yorumlamayı ve
eleştirmeyi hem konvansiyonel hem de görsel şiir için bir
kavramlaştırma işleviymiş gibi görmeleri. Her yana çekilebilecek
çift/çok anlamlı cümlelerden oluşmuş bir kılavuz metnin varlığı söz
konusu. Bu iki sorun, onların "başbelası gereksiz fazlalıklar
ilkesini" pekiştirmeye çalıştıklarını düşündürmüş olabilir bana. Oysa
düşünsel arka plan olarak sunulan "görsel ve somut şiir kılavuzu"
ağırlıklı olarak teknik bilgiler sunan ve görsel şiir nasıl yapılır
gibi sorulara yanıt veren bir metin özelliği sergiliyor. Bu metinde
birkaç maddede şöyle bir dokunulup geçilmiş; yazı yoluyla devletin
karmaşık müdahalesi, devlet ve özel sektörün işe katılması ile
yazının düzeltilmesi, kentin yeniden üretiminde kişinin etrafına
örülen ağ, kişinin varoluşuna bakacağı an gözünün önüne indirilen
meta, logoların biçim hilesine karşı uyanık olmak v.s dışında, ne
dili ve anlamı iktidar aygıtı olarak kullanan egemen ideolojiye ne
de "konvansiyonel" şiir diline yönelik esaslı bir eleştirel söylem
bulunuyor. Yanı sıra Mallarme'nin "Bir Zar Atımı" kitabından teknik
dolayısıyla söz edilmesi dışında görsel şiirin zeminini oluşturan
yapı-sökümcü felsefeye dair herhangi bir madde de yer
almıyor. "Görsel şiir doğrudandır "demekle "doğrudan" veya "neyse o"
olunamayacağından öncelikle görsel şiirin "neyse o" olup olmadığını
veya neyse o'luğu gösterip gösteremediğini tartışmak gerekir belki.
Bir akıl yürütmeyle, görsel şiir "neyse o " olabilmiş veya bunu
gösterebilmiş olsaydı, o zaman "onun neyse o olan şey olduğunu
göstermek" veya gösterdiği "neyse o"luğu gösterebilmek için
çabalardık diye düşünüyorum, şiir olup olmadığını değil. Ama, belki
de görsel şiir " neyse o" olan şey veya neyse o olanı gösteren
şeydir ve ben göremiyorumdur, bunun için şimdiden özür dilemem
gerekir. Bir başka yazının veya dosyanın konusu olabilecek olan; bir
sanat eserinin ya da şiirin kavramlaştırılmasının ve yorumlanmasının
gerekli olup olmaması konusunu şimdilik bir tarafa bırakarak görsel
şiir dilinin "neyse o" olup olamadığını veya hayal ettiği böyle bir
durumu gösterip gösteremediğini tartışmak istiyorum, aslında uzun
boylu tartışmadan, kısa yoldan "Görsel şiire "şiir" dendiğine
göre "neyse o" değil demek ki" demek de "bütün mümkünlerin kıyısında"
bir söylem olurdu.
GÖRSEL ŞİİR :METAFİZİK OLANI KANITLAMA YA DA KARTEZYEN DUALİTEYİ AŞMA
ÇABASI MI?
İlkin üzerinde durmak istediğim nokta " Görsel şiir " ve "
Konvansiyonel şiir" (1*) adlandırmasıdır. "Görsel şiir" adlı
deneysel çalışmanın Türkiye'deki bir kısım temsilcileri Zinhar
dergisi ve Poetikhars adlı web sitesinde "işlerini" sergileyenler ya
da kendilerini "modern" şiirin karşısında "biz" olarak konumlandırmış
topluluk, şimdiye dek yazılmış ve halihazırda yazılmakta olan
şiiri "Konvansiyonel" olarak isimlendirmekte, hem onu hem de ona göre
kendilerini kategorize etmektedirler. Konvansiyonel demek herkesçe
kabul görmüş, bildik, alışıldık ve gelenekselleşmiş olan demektir.
Böylece "Görselci şair"ler Türkiye'de şiirin çıkmaza girdiğini
söyleyerek, yani bir kriz varsayımından yola çıkarak varoluşlarının
gerekçesini kurgusal olarak oluşturmuş olurlar. Yaptıkları, yazılmış
ve günümüzde yazılmakta olan şiiri hiçbir ayrıma gitmeden aynı isim
altında birleştirmektir. Konvansiyonel demekle sadece işitsel imgenin
kullanıldığı birinci sözlü kültür alanında kalmış olan şiir mi, yoksa
hem işitsel hem de görsel imgeyi bir arada barındıran ikinci sözlü
kültür ya da sözele dahil şiir mi kastediliyor, yoksa belli bir
tarihsel dönem mi, anlaşılmıyor. Özellikle belirtmek istediğim görsel
şiirin, yazılıyor oluşu ve işitsel imge nedeniyle hem dil hem söz
mekanına yani ikinci sözlü kültüre dahil olan konvansiyonel şiirin
kapsamına giriyor oluşu, onun söze değilse de bildiğimiz şiir gibi
sözele dahil oluşu. "Görsel şiir" böyle bir kurgudan türemiş
görünüyor. "Görselci şair"ler Türkiye'de yazılmış ve yazılmakta olan
bütün şiirleri "Konvansiyonel şiir" olarak kategorize ediyor,
böylelikle sanal bir kopuş yaratıyor ve "Görsel şiirin" ortaya
çıkışına haklı bir gerekçe oluşturmuş oluyorlar. Bir yandan kopuş
senaryosu oluşturuluyor, diğer yandan modernizm'e geçişte yaşanmış
olan gelenekselliğimizden kopuşa ağıt yakılıyor. Yazının bundan
sonraki bölümlerinde; "Görsel şiir" ile bir kopuş değil de
geleneksel/konvansiyonel şiire eklemlenme amaçlanıyor ise
neden "Görsel şiir"/ "Konvansiyonel şiir" gibi kurgusal bir ayrıma
gidilmiştir, değilse, devrimci bir çaba var ise, ki bugün artık
Batı'da bu tür sanatsal tasarımlar "devrimci ve yaratıcı bir gelişme
sayılmıyor", ve radikal bir söylem, epistemik bir kopuş amaçlanıyor
ise, "Görsel şiir" pratiğinin düşünsel arka planı ya da dil teorisi
nerededir sorularının ortaya çıkışını açımlamaya çalışacağım, kaldı
ki yazının başında da belirttiğim gibi bu tür tasarımlar "gereksiz
fazlalıklar ilkesini pekiştirmeye" ve "hiç de gerekli olmadığı halde
sanatı düşünce/ bilgi ve kültürle birleştirmeye kalkışmak" olarak da
yorumlanabilir belki.
Görselci şairler "modern" şiirde kullanılan dize yapısı ile şiir
yazılamayacağını, duyu, sezgi ve işitsel imgeye dayanarak yazılan
şiir devrinin kapandığını iddia eder, bu tür şiirlerin karşısına,
metnin merkezsizleştirilmesi, yapıyı/şiiri oluşturan öğelerin
çözümlenip aynı kurgu üzerinden -karşıt amaçla- tekrar kurulması
amacıyla "kelimeyi harflere, hecelere bölüp, daha sonra bu malzemeyi
sayfa üzerine yeniden yerleştirmek… sunum, ahenk, tasvir, belagat,
retorik, yineleme, benzeÅŸimi" kullanmak "logolar, levhalar, kent
suretleri, suretlerin kentleri, yazı şablonları, ip baskılar, makas,
uhu, …internet siteleri, kelime ve grafik işlemciler, print screen
tuşu ve saire" kullandıkları tipografik/ kaligrafik "iş"leriyle
çıkarlar. Böylece bilgisayar ortamında kendilerini ya da özneyi
aradan çekerek, amaçsız bir amaçlılıkla, " öznelliğin, yani kişiye
özgü görme yetisinin aşamalarını ve bunun şiire olan etkisini gözler
önüne sermeyi amaçladıklarını" söylerler (1). Bu amaç, Nâzım
Hikmet'in " …okura, karşısında duran şiirin bir imgelemin ve bir
bireyselliğin öznel tercihi değil de, bir düşünsel yönelimin somut ve
nesnel sonucu olduğunu gösterme" (4) çabası ile örtüşür gibi
görünmektedir, büyük bir farkla ki, o da; Nâzım'ın düşünsel bir arka
planın olması ve bu sayede şiirleriyle öznellik-nesnellik bütünlüğünü
gerçekleştirmeyi başarmasıdır. Oysa "Görsel şiir" için yukarıda
belirtilen amaç, şiiri araç edinerek metafiziğin varlığını ya da
diğer bir deyişle metafiziğin metafizik olmadığını algoritmik olarak
kanıtlama istemine vurgu yapar gibi durmaktadır.
Batı'da 1930'larda kavramlaştırarak "görsel şiir" haline getirilmiş
bu şiir kategorisinin temel olarak dilin yapısını sorun edinen ve
dilbilim de dahil olmak üzere farklı disiplinleri içinde barındıran
yapı-sökümcü felsefe ile bu noktada ilişkili olduğu biliniyor. Kısaca
yapı-sökümcü felsefe "modernizm'in temellerini ve geleneksel
felsefeden devraldığı felsefi öncüllerini geçersizleştirerek yeniden
değerlendirmeye alan felsefe akımının adıdır ve postmodern felsefenin
başlıca ve etkin kuramsal örneklerinden biridir". Batıda yapılan
görsel şiirin böyle bir düşünsel arka planı ve belki de oluşumunun
gerekliliği veya zorunluluğu varken yani bir sürecin getirisi iken
Türkiye'de yapılmakta olan görsel şiirin Türkiye'nin modernleşme
sürecine bakıldığında aynı düşünsel arka planı kendine destek
edinmesi beklenemez ve bir sürecin sonucu olduğu söylenemez. Batılı
kavramların copy-paste işleminin de "görsel şiir" örneğinde olduğu
gibi çeşitli açılardan sorunlu olduğu görülür. Burada durup
modernleşmeye ve Türkiye'nin modernizmine kısaca bakmak
gerekecek: "Modernleşme, ortaya çıkışında yetkeyi reddetme,
insanları özgürleştirme ve başkalıkların bir arada yaşayabilmesini
hedefleyen bir dünya görüşüdür. Ama, zaman içinde ister
istemez "modernizm" ideolojisine dönüşmüş, doğayı dönüştürmek ve
aşmak kaygısı insanın aşılmasını, nesneleştirilmesini ya da
yabancılaşmayı gerektirmiştir." Dünya bir öküzün boynuzları üzerinde
değil, modern ideolojinin denetleyebilmek ve düzenleyebilmek için
ayrıştırdığı parçalanmış bütünlüklerden oluşan ikili karşıolum
çiftleri üzerinde durmaktadır artık. Bu "ya-ya da" lardan biri
diğerini hükmü altına almış, diğerini temsil etmiş ve yetke haline
gelmiştir." "Başka"yı" "aynı"ya indirgeyen çoğunluk yanılsaması
dünyaya hükmetmeye başlamış, aşkınlıklar ötelenmiştir. "İnsan
nesneleşmekle birlikte doğa ve tanrı karşısında güçlenmiş, ama başka
aşkınlıkların ortaya çıkmasının engellenememesi nedeniyle kendisine
yabancılaşmış ve özgürlüğünü yitirmiştir". İnsanlar başkalıklarıyla
bir arada yaşayabilmekten uzaklaşarak "biz" veya "öteki"
olarak "MİM"lenmiştir. Türkiye'de ise modern ideoloji derken
batılılaşma çabası ve bunun ilk aşaması olarak da Tanzimat'tan ve
ardından 1920 devrimi ile bugüne gelinen süreç kastedilir, ama esas
olarak 1930 sonrasında gelişen merkeziyetçi yönetim anlayışıdır söz
konusu olan. 1920 sonrasında Türkiye burjuvazisinin egemenliği halka
vermede ve ekonomiyi ulusallaştırmakta başarılı olmakla birlikte
kültürel alanda aynı şekilde etkin olamadığı ve 1920 devrimi ile
yaşanan epistemik kopuş ile aslında Batıdaki gibi geleneğe
eklemlenemediğimiz de söylenir (2). Bu demektir ki Türk insanı
kamusal alanda ve ekonomik olarak batılı değerlerle haşır neşir
olmayı başarırken kişisel düzeyde, zihinsel olarak ve kültürel alanda
modern olmayı, bazı istisnalar hariç, toplumun tümüne yayılacak
şekilde başaramamıştır. Kamusal alan, ekonomi ve kültürel yaşam/birey
üçlüsünün üçüncü ayağı sakattır. Bununla ilintili olarak "Türkiye'de
yazılmakta olan şiirin, dönem dönem kopuşlar gösterse de, her zaman
bir yandan gelenekle ilintili olmuÅŸ ve gelenekten tam bir kopuÅŸ
yaşayamamış" ya da gelenekle hesaplaşamamış olduğu da söylenir.
Oysa "Geçmiş önemlidir…Eski, yenide kendini genişletir ve biz
sınırlandırmazsak, onunla tanışmazsak, onunla konuşmazsak, onu
dinlemezsek, kısaca ondan korkmayı bırakmazsak geleceği tüketebilir"
(3) . "Görsel şiir" oluşumu öncelikle işte böyle bir
toplumsal/siyasal ortamda insanların kendilerini güvende
hissedecekleri bir yapılanmayı kendi çaplarında oluşturma çabası
olarak, modernleşmenin başarısız olduğu kültürel yaşam kulvarında ya
da boşluğunda yeşeren yeni bir "değer", bir şeylerin paylaşıldığı ve
bir amaç etrafında kenetlenmeyi sağlayan bir "mekân" yanı sıra yeni
bir kimlik edinme süreci olarak görülebilir. Bu düşüncenin ötesine
geçilmeye çalışıldığında "Görsel şiir" oluşumunun anlaşılmasında ve
konumlandırılmasında sorunlar yaşanır.
"Görsel şiiri" icra edenler modernizme ait dizgeyi/düzgüyü,
dolayısıyla gelenekselden tam olarak kopamamış, hem işitsel hem de
görsel imgeye ve dize yapısına dayanan şiiri eleştiriyorlar. Bu
yapıyı bozmak için uğraşıyorlar. Amaçları dayatılan anlamdan ve
biçimden kurtulmak, başka bir anlam ve biçime ulaşmak. Türkiye'nin
kendine özgü modernizmini ve dolayısıyla halihazırda yazılmakta
olan "modern" ÅŸiiri dil devrimi ile yaÅŸanan gelenekten kopuÅŸ
nedeniyle geleneğe eklemlenememek konusunda eleştiriyorlarsa "Türk
şirinin hiçbir zaman birkaç köşe taşı dışında tam olarak geleneksel
şiirden kopmadığı ve tam olarak modernleşmediği" (2) de söylenebilir.
Görsel şiirin sorunu da buradan kaynaklanıyor bana göre, çünkü temel
sorun farkında oldukları gibi modernizmin Türkiye'deki sakat
yapılanmasındadır. Ekonomik ve siyasal alanda Batıya eklemlenmiş, ama
kültürel/düşünsel olarak bunu başaramamış ya da başarmak istememiş
egemen ideolojinin zihniyetinde ve özne olarak somutlaşamayan
bireydedir sorun. Asıl üzerinde durulması gereken de bu durumdur
belki. "Onlar" (2*) halihazırda yazılmakta olan şiirden epistemik
bir kopuş gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu kopuş; modern dünya bizi
körleştirmiştir, duyularımız bir yanılsamadan ve dayatmadan
ibarettir, egemen ideoloji sayesinde insan nesnelerden ayrışmış,
bütünselliğini yitirmiş fakat kendisi bir nesne olmuştur şeklinde
gerekçelendiriliyor ve buradan yola çıkarak; şiir, içinde egemen
ideolojinin dayatması bulunan geleneksel dize yapısı, işitsel imge ve
duyularla değil, görsel imge, zekâ ve entelektüel birikim ile
yazılabilir söylemine ulaşılıyor olmalı. "Görsel şiir"in
gerekliliğini savunan "Görselci şair" ler eleştirdikleri sistemin
temel bileşeni olan pozitivizmi ve akılcılığı kullanarak nesnelliği
yüceltmiş oluyorlar. Bunun için anlamını ve şifresini kendi içinde
barındıran rasyonel içrek bir dil örgütleniyor, dize yapısı
kırılıyor, bilinen anlamdan uzak durmaya çabalanıyor, "Konvansiyonel
şair"in gerçeği görmeyen kavanozdaki beyni gerçeği, "saf hakikati"
görmemekle suçlanıyor, yine bu düşünce silsilesi sonucunda şiirin
krizde olduğu savı'na, bir son veya devrin kapanması fikrine
ulaşılıyor. "Konvansiyonel şiir"in iktidara dahil merkeziyetçi
yapısının, dilinin ve rasyonel söyleminin reddedilmesinin, anlamının,
kavramının, dize yapısının, işitsel imgesinin bozulmasının yani
dekonstrüksiyon ya da yapı-sökümün haklı gerekçeleri oluyor. Bir
başka rasyonel söylem oluşturarak modern ideolojiye ait rasyonel
söylemden kurtulmayı ve kendi aynılıklarını içinde barındıran bir
başkalık mecrasını kurmayı hayal ediyorlar. Gerçek yaşam veya dünya
değil bu mekan; başkalıklarını koruyabildiklerine inandıkları bir
kaçış alanı olan metin ya da sözü atıl bırakan veya onun yerine geçen
görsel dil. Bir cemaat gibi yapılanmış olan "Görsel şiir"in "
Biz"i "Ötekilerle" kendisi arasına kalın bir çizgi çekiyor ve
geçilmez levhası asıyor. Oluşturdukları "başkalık" evreni "iktidarı
içinde taşıyan geleneksel kavramsallığın yok edildiği, aktif yaratım
güçlerini sergilemeye çalışırken bir başka iktidar alanı
yarattıkları" kamuflaj evreni oluyor (2)
Görsel şiir ile söylenmek istenen " Kültürel hegemonyaya hayır,
kültürel homojenliğe hayır!" ve ardından "her türlü hegemonya ve
homojenliğe hayır !" olsa ve başkalıkların aynılaştırıldığı bir başka
kültürel hegemonya oluşturulmaya çalışılmasaydı, gelenekle
hesaplaşarak birey ve ardından şiir için özgür bir gelecek
istenildiği düşünülebilirdi. Ancak yapılan, "onları" anlamsız yapan
ya da nesneleştiren egemen ideolojiden kurtulmak için başkalıklarının
yok edildiği ya da başkalıklarının yok edilerek aynılaştırıldığı dış
dünyadan kopup, aynılaşmamak için kendi içlerinde aynılaştıkları bir
savunma evreni oluşturmak. Burada ilk sorun yukarıda da değindiğim
gibi egemen ideolojinin üzerinde durduğu ikili karşı-olum'u
pekiştiren ve onları diyalektiğin tuzağına takılmaktan
kurtaramayan "Konvansiyonel ÅŸiir" indirgemesi ve yine kendilerinin
oluşturduğu bu kurgunun ya da adlandırmanın karşısına
çıktıkları "Görsel şiir" dili. Böyle bir adlandırma dayatılan şiir
kavramına karşı "yeni bir kavram" oluşturma, "şiir" in karşısına
tezin olumsuzlanması yani anti-tez şeklinde çıkmayı gerektirir. Bu
durumda "Konvasiyonel şiiri reddetmiyoruz" da denemez, üstelik en
başından kendileri tarafından şiirin konvansiyonel olarak bir tarafa
konulması bir reddediş ve bir kopuştur. Diğer yanda görsel şiirde
işitsel imgenin değil, konvansiyonel denilen şiirin içinde de
yazılıyor olmasından dolayı varolan görsel imgenin abartılarak ön
plana çıkarılması söz konusu, bu anlamda görsel şiirin de
konvansiyonel şiir gibi sözele dahil olduğunun altı bir kez daha
çizilmeli ve anlamak mümkünse bu paradoksun içinden anlamalı. (Bu
konuda bkz. Walter J.Ong, Sözlü ve Yazılı Kültür, Metis Yay.1995 )
GÖRSEL ŞİİR POST-MODERN Mİ?
Yapı-sökümcülükle ilintili olduğuna göre görsel şiirin postmodern
olup olmadığı da düşünülebilir. Postmodern midir görsel şiir? Burada
durup kısaca Postmodernizmin özelliklerine bakmak
gerekecek. "Postmodernizm yüksek kültürle kitle kültürü arasındaki
sınırları ortadan kaldırır, hızlı tüketime yöneliktir." Görsel şiir
ilk bakışta çağın getirisi görselliği önceler gibi görünmekle
birlikte anlaşılması güç bir şiir türüdür. İroni özellikle baskındır
ve göndermeleri çoktur bu nedenle kolay anlaşılır ve tüketilir bir
şiir olmadığı ya da kitlelere yönelik olmadığı
söylenebilir. "Postmodernizm modernizmin oturduğu ikili karşı olum/
ikili karşıtlıklar dizgesini kabul etmez, normlara yüklenmiş bu
çatışma dizgesini yadsır". Ama, görsel şiir kendisini bu ikili karşı
olumla var eder: Konvansiyonel versus görsel. "Postmodernizm
modernizmin sahip çıktıklarını tümüyle yadsır". Görsel şiir
kılavuzunda kırık dökük bir sistem eleştirisine rastlanmakla
birlikte, görsel şiir modernizmi asıl olarak dil basamağı ve dil
dizgesi konusunda eleştiriyor görünüyor. Modernist söylem lineer
tarih anlayışına dayanır. Görsel şiir de aynı anlayışla hareket eder
ve buradan hem konvansiyonel şiire hem de şiirde kriz söylemine
ulaşır. Aykırılık ve şaşırtma anlamında Postmodernizme
dahildir. "Postmodernizm hiç bir şeyi yabancılamaz, geçmiş edebiyata
yönlenebilir rahatça." Ama, görsel şiir geleneği yadsır
görünür. "Postmodernizm ütopya ve ideal fikrine karşı çıkar". Görsel
şiirin bir ideali ve ütopyası var mıdır? Bir ideolojiyi savunmazlar
görünürde. Ancak bir akıl yürütmeyle: Modernleşme kavramı
içindeki "özne"yi yok sayan anlayış kapitalizm ile ve dolayısıyla
birer yetke olan "devlet, din ve araçsallıkla da ilintilidir" (2) ,
bunların hepsi bir ideal kavramını gündeme getirir. Görsel şiirin
hedefleri arasında da şiiri modern ideoloji sayesinde nesneleşmiş,
gerçekleri göremeyen şairin hegemonyasından kurtarmak için özneyi
silmek, bilgisayarın kullanımı, dokunulmazlık ve ulaşılmazlıkla
kendini ortaya seren yeni bir "din" anlayışı ve modernizm öncesi
dönemde olduğu gibi birbirinden koparılmış şiir dili ile diğer
sanatsal dalların bütünleştirilmesi ideali var gibi
görünüyor. "Modernizm gelenek kavramını yadsırken sanatsal ifadeyi
ve biçimi bir tür aşkınlığa taşımıştır" (2) ; modernizme eleştirel
yaklaşan "Görsel şiir" de modern ideolojiye karşı çıkmak amacıyla,
sunulan ÅŸiir dizgesini reddedip yeni bir ÅŸiir diline kavuÅŸmak
isterken onunla aynı yere gelmektedir. Şairi ve şiiri indirgemeye
çalışır ve belki de sanatın ne'liği üzerine kafa yorarken "biçimi"
aşkınlığa taşımaktadır ister istemez. Sözü edilenlerin eleştirilen
egemen ideolojiye ait kavramlar olmaları "Görsel şiir"in açmazları
olarak iÅŸaretlenebilir. Bu durumda eleÅŸtirdikleri sistemin/devletin
ideolojisinden beslendikleri ve bu ideolojiyi geri besledikleri de
söylenebilir.
GÖRSEL ŞİİR: "BU SENİN ANLAYABİLECEĞİN BİR ŞEY DEĞİL!"
"Modern ideolojinin dışına taşmak çatışma ve ayrıştırma ile değil
zaten yapısı gereği siyasalı/ toplumsalı bir yana ve kültüreli diğer
yana koymuş, birbirinden ayırmış bu ideolojiye karşı birleştirici
olmak, geleceğe veya geçmişe değil şimdiye ait olmakla mümkündür"
(2). İşte "Görselci şair"ler bu birleşmeyi her şeyi
karıştıran "türler yumağı" "iş"lerinde, atölyelerinde başarmakla
birlikte, ÅŸiir ile kendilerini birleÅŸtiremez, ÅŸimdiye deÄŸil geleceÄŸe
veya geçmişe ait olurlar. Ne kadar isteseler de kendilerini bir türlü
aradan çekmeyi başarmazlar. Çünkü, simgeselden bağımsız olamayan, bu
nedenle de saf olamayan, hiç hoşnut olmadıkları parçalanmış
bütünlüğe dahil olan bir bütünlükleri ya da "kendilikleri" diye
somut bir şey vardır.
Bir başka sorun da görselci şairlerin hırçın ses tonları ve "ya sev
ya terk et" tutumları, kendilerini anlamayanlara ya da eleştirenlere
karşı hep birlikte yönelttikleri "bu senin anlayabileceğin bir şey
değil; bu önemli ve zeki insanların oyunu", "bunun nedenini asla
anlayamazsın, senin aklın ermez, bu uzmanlar için" lafları modern
zihniyetin onlara ne denli yakın olduğunun göstergesi. Unutulmaması
gereken, kör cahil sanılan birinin de satranç tahtasının ortasına
çamurlu postalını koyup, şah! çekebileceğidir Görselci şairler Don
Durito'nun ya da nam-ı diğer Durito-nokta-com'un bile bildiği: "bir
şeyleri değiştirmeye çabaladığımızda, bunun kendimizi de değiştirmek
anlamına geldiğini" (3). unutmuş görünürler.
"Görsel şiir" ile konvansiyonel şiir arasında ki fark "ifade biçimi"
ya da dilinde. "Düşüncenin biçimleri de dil ile kurulur"*. Bu da
demektir ki; Görsel şiir dili yeni bir düşünce biçiminin kapısında
durmakta. "Görsel şiir" icracıları bu yeni düşünce biçiminin
etkisiyle olsa gerek şiiri araç edinerek "metafizik olandan" değil
baş belası metafizik gibi bir ayrımdan kurtuluş mümkün mü, ona bir
bakmak istiyorlar. "Görsel şiir"in, şiirin nesnelliğini veya
metafiziğin metafizik olmadığını kanıtlama çabası, nesnel şiir ya da
şairsiz şiir gibi bir durumu veya kendinde-şey'liği imlemekten çok
görselci şairin "zekânın aşırı şişmesi sonucu sanattan aldığı öce"
dönüşüyor sanki ve "neyse o olan" şey olarak şekillenemiyor bu durum,
buna rağmen geçmiş şiiri gözden geçirip düzeltmenin, yeniden
değerlendirmenin, geleceği yok etmemek için onunla hesaplaşmanın bir
yolu olabilir olabilir belki de.
SON OLARAK;
Simgesel düzen içinde, dili her ne olursa olsun bütün şiir
arayışlarının aslında temel olarak kültürel bir yeni gerçeklik
arayışı, kültürel bir özne ve tatmin olma aracı olduğunun altı
çizilmelidir. Ancak ondan sonra, amorf şiirsel yapılar yeni bir
yapıymış gibi adlandırılmadıklarında ya da sunulmadıklarında, "neyse
o" olabilecek şiir için boş bir alanın yaratılabileceği söylenebilir
belki. Çünkü "yeni" olarak dayatılan her dizge var olanın ayna
görüntüsüdür ve ters dönmüş bir eskidir. "Önemli olan yeni bir
yapı/biçim ve anlam oluşturmak değil, yeni için boş bir alan
yaratmaktır". Buna ek olarak metin yoluyla gerçekleştirilmeye
çalışılan görselsesselsözsel bütünlüğün siyasaltoplumsalkültürel
bütünlüğü gerektirdiğini de belirtmek gerekir. Görsel şiirin temel
işlevinin de "yeni bir şey" değil "yeni" için boş bir alan yaratmak
olduğu görülmelidir. Bunlar görülemediğinde asıl amaçlananın "hiç
olmak" (3*), sıfır olmak veya "bütün insan" ideali olduğu akla
gelecek ve o zaman, en azından, şiirin riske atılması ve anlaşılmaz
bir dil kullanıyor oluşu (4*) daha anlaşılır bir durum olacak.
Kaynakça:
1. " Görsel şiirde yapmaya çalıştığımız şey, öznelliğin, yani kişiye
özgü görme yetisinin aşamalarını ve bunun şiire olan etkisini gözler
önüne sermek" Serkan Işın, Monokl , sayı 2, sf:200, DADA
KORKUT:GÖRSEL ŞİİR DE NEYİN NESİDİR? Buna karşılık Poetikhars
sitesindeki kılavuzda "Görsel şiir" için şöyle bir madde de yer alır:
Harflerin, dilin genel geçer kullanımı içinde kabul görmüş bir araya
gelmişliklerini yadsıyabilmeyi ve onları kendi öznelliğimiz
doğrultusunda yeni bir bütünün yeni anlamlar oluşturabilen parçaları
haline dönüştürebilmemizi sağlayarak ifade alanını genişletir ( http://www.poetikhars.com/node/365) Bu iki söylem birbiriyle
çelişmektedir. İlki öznelliğin nesnelliğini kanıtlama çabasıdır,
diğer söylem ise öznelliği yok etmeyi amaçlamaz, aksine vurgular.
İşitsel ve görsel imgeye dayalı şiirde yer alan ve şiirin bütününden
ayrı kendi başına bir anlam taşıyan ya da bütün olan dizeye tam da bu
nedenle karşı çıkılması gerekirken "yeni bir bütünün yeni anlamlar
oluşturabilen parçalarından" söz etmek eleştirdikleri dize yapısı ile
aynı yere gelmek demektir. Diğer yandan her iki söylem de modernizmin
diyalektik çıkmazı içinde yer alır.
2. Hasan Bülent Kahraman, Postmodernite ile modernite arasında
Türkiye: 1980 sonrası Zihinsel, Toplumsal, siyasal Dönüşüm, İstanbul,
Birinci basım:Ekim 2002, Everest yayınları
3. Subcomandante Marcos, Durito'yla söyleşiler, Neoliberalizm ve
Zapatistaların öyküleri, Otonom yayıncılık, 1. basım:Mart
2007, İstanbul
* Saffet Murat Tura, Freud'dan Lacan'a psikanaliz, Kanat kitap, nisan
2005, 3. baskı
** Görsel ve Somut Şiir kılavuzu' nun Kasım 2005'de güncelleştirilmiş
derlemesi/ Şiirimizde manifestolar kitapçığı/ İLE dergisi
***Susan Sontag, Sanatçı: Örnek Bir Çilekeş, Metis Yayınları, ikinci
basım:Ekim 1998
1* "Konvansiyonel şiir" in isim babasının Serkan Işın olduğu (!)
www.Poetikhars.com'da belirtilmiÅŸtir
2* "Görsel şair"lere "Onlar" demem yine onlar tarafından
oluşturulan Biz- Öteki konumlandırmasından dolayıdır.
3* Bir yanda metafiziğin metafizik olmadığını kanıtlamaya ve somut
şiire ulaşmaya yönelik deneysel çalışmalar sürerken diğer
yanda: "Hiçliğe saygı duyunuz"; (http://www.poetikhars.com/node/373)
ve "kafamızda yer eden şiiri sevmeliyiz ve korumalıyız çünkü o her
daim aşılması gereken bir şeydir, insan gibi (gönderme: Zerdüşt). Bu
aşma sürecinde perspektifler zamanın ve mekânın bir üst görüntüsüne
doğru/eğri kırılır, oradaki-varlık olarak insan bundan böyle kendi
görüntüsüne karışmıştır. Karışma teni ve tini birbirine bağlar, bu
görsel ve somut şiirdir, işin tinsel boyutudur, us ile usdışı arasına
yerleşir" gibi tinsel-tensel bütünlük ya da simyacıların "bütün
insanı" gibi ideallerden söz edilir
( http://www.poetikhars.com/node/355)
4*"Şiir riski yani anlaşılmamayı göze almalıdır, yoksa hiç olur "der
Derrida
Yapı-sökümün kamuflaj evreni: :Yeni bir çerçeve olur ancak diyorum
ben de.
(bkz. visual poetry) çok yazmışlar uzun ve prozaik söylemeler. i.ö. 4. yüzyılda görsel-şablon şiirleri (pattern poetry) işler yapmış rodoslu simias'tan beri, bir görsel işler almış başını yürümüş gitmiş. adı üstünde iş yani sipariş gibi bir şey oluyor. tarafsız konuştuğum için bunları söylüyorum. o kadar yüzyıl, bu kadar zaman köprünün altından sular filan kimse kalmamış, elekten elenip gitmiş bu adamlar.
bakıyorsun bir de adam bir harf koymuş alfabeden üzerine bir dalga çekmiş. dalga geçiyorum diyor yani. bir mesaj veriyor orada. denizde de dalga var. hem sahici. bakınca görebiliyorsun. (bkz. visual reality)
görsel şiir veya başka türlüsü, önemli değil, şiirde arayış içinde olan herkesin "artist"liklerinden dem vurdu yıllardan beri hep birileri.[...]şimdilerde zinhar adında bir web sitesi etrafında toplanan gençlere söyleniyorlar.
varlık dergisi bunu sormuyor aslında, "görsel şiirin, şiirin okunmasına bir artısı olacak mı?" diye bir soru dile getiriyor. (belki şiirin bakılmasına bir katkısı olabilir). eğer kriterimiz şiirin okunmasının artırılması ise buna herhangi bir deneyselliğin katkısı olacağını sanmıyorum, ama bence kriterlerde sakatlık var. şöylek:
zinhar ve çevresi, ve hatta daha geniş bir çevre şiirin kendi ve öz sorunlarıyla ilgileniyorlar.
[...]
yeni kelimesi uçucu bir kelime, uçtuğu için güzel, şiirsel deneyim uçucu tasarımlar ortaya atmaktır. görsel şiir kendi kendine takılmadığı yani kendi kendiyle dalga geçebildiği sürece bu güzel. her yeniden iki şey çıkar: biri ağırlık yaratmaktan başka bir işe yaramayan "ağır abiler", diğeri yeni üslublar. görselliği bir üslub edinmeyi denemek lazım. burada bir kaç saptama yapabilirim. yeninin ne kadar yeni olduğunu bildiğimi iddia etmeksizin, zinhar çevresinde yapılıp edilenlerin çok yeni olmadığını söylemek istiyorum. lettrizm 1930; somut şiir 1960 yıllarında denenmiş arayışlar; bunlara dayanarak bir üslub sahibi olmak imkanı kalmadı ( ağır abi hala olunabilir). manifestolar, şiirsel akımlar dönemi de biteli epey oluyor.
[...]
"görsel gençler" e ir kaç ilke önerim var. birincisi: "şehri şiirle savunamazsınız", ama şiirin şehrin savunmasıyla hiçbir ilgisi olmadığını farzederseniz de klişeler tarefından yutulma riski alırsınız.
[...]
buna tepki olan ikinci ilke önerim birincinin devamı: şiirde yer edinmeye aday olabilecek deneyimleri ancak şiirsel deneyimden çıkartabilirsiniz. dadacıların ispatladığı tek birşey var; insan zihninin anlamdan kaçması mümkün olmayan; asli vazifesi anlam üreten bir araç olması.
[...]
ikinci yeni ile hesaplaşma gereği sürdüğüne göre, öncekileri "önemli şairler" rafında tozlanmaya bırakıp her zamanki gibi işe sıfırdan başlayabilirsiniz. görsel şiir yazanlar belkide sıfırdan başlamak için bunu yapıyorlar. yalnız yine birinci ilke önerime takılıyorlar, yani bence o şiirlerin hayatı şiirin hayatından kopma riskiyle karşı karşıya. şiirin dünyayı anlamlandırmaya çalışması gerek. her şair büyük olmayı hedeflemeli, bir üslup sahibi olmayı hedeflemeli. öncelikle öldürmeyeceksin. neyi?. türk şiirini. görsel şiir yazanlar ikinci yeniyle hesaplarşamyı göze almışlar mı? bunu göremiyorum. görürüm diye bekliyorum, çünkü dünya şiiri veya genelde şiirin kendi sorunlarıyla bir tek onlar ilgileniyorlar, türk şiirine de sıra gelir nasıl olsa.
şiirin belki de kendisini daha çok sessizliğe bıraktığı, yalnızca teşhire açık, ritmi yüksek, kısmen müzikle içiçeliği hali, bu müziğin de daha çok trampetik olduğu, sexşiir diye formülize edilecek hali..
Görsel şiirin okurun yaratıcılığını sınırlayıp yönlendiren bir yapısı olduğunu düşünmüşümdür hep. Resimlere konan isimler gibi, hey sen okur çıkış bu yanda git der gibi, sinir bozucu.
bir görsel şiir eleştirisi için bkz: http://kitapzamani.zaman.com.tr/?bl=35&hn=763&sy=20070806
m. ilhan atılgan eleştiri sınırlarına teğet geçmiş.. görsel şiir ve şairler üzerine söylediklerine 'el insaf' diyerek mukabelede bulundum.. 'hallerini trajikomik buluyorum' demekle kalmayıp şöyle noktayı koymuş:
'Böbürlenmek gibi olacak ama; Erke dönergecini de görsel şiircileri de ilk duyduğumda, bunlardan bir şey çıkmayacağını anlamıştım ben.'
ne diyelim sevgili m.ilhan atılgana danışacağız bundan sonra kimden iş çıkar kimden çıkmaz diye..
şiirden anlamayan ben (görselden zaten anlamıyorum tabii) bile üzüldüm doğrusu yazdıklarına.. görsel şiiri beğenmeyebiliriz ama yok saymak hatta hakaretamiz konuşmak bana göre değil.. yine de severim m.ilhan atılgan ı ve yazdıklarını..
bu sabah açıp baktığımda bedri rahminin resim anlayışını bilip bilmemekle bedri rahmi şiirine neden yazılı resim dememişti deyişimin ne alakası olduğunu bir anlık da olsa düşünmeme, sonrasında da beni şimdi yazacaklarımı yazmaya sevkeden entridir.(dersem cevap vermiş sayılmam herhalde) bir insanın resminde ve şiirinde aynı anlayışa sahip olması resimle şiiri karıştırmasına sebep olmaz. karıştırmış olsaydı zaten görsel şiir işçisi olurdu herhalde. resimleri şiirleri diye ayrılmazdı işleri. rahatsızlığımız budur. bana mutluluğun resmini çizebilir misin abidindir. neden tabloların şiiri yazılmıştır da şiirlerin tablosu çizil(e)memiştirdir. burda nesnel olan eleştiri budur. öznel olanlar da hoşlanırım hoşlanmam meselesinden öteye gitmez. hissidir yani. benim görsel işlere bakınca hissettiklerim gibi.
2007 Eylül Yasakmeyve dergisinin dosya konusu görsel şiir olarak belirlenmiştir. Dergi ile birlikte ayrıca bir de "görsel şiir kitabı" verilecektir. Böylelikle görsel şiir kendi imkanları dışında Siyahî dergisinden sonra ikinci kez bir edebiyat dergisine dosya konusu olmuştur.
2007 yılı içinde ayrıca İLE dergisi ile birlikte 100-120 sayfalık bir görsel şiir derlemesi verilecektir. Ayrıca yine aynı yıl içinde Karşı-Sanat'ta "Görsel Şiir" konulu bir panel bir de sergi meraklılarını bekliyor..
Sözlük de olsa, kavram da olsa, şu da bu da olsa, örneğin burada bu kadar edebiyatçı arasında "ağabey şu ne ki, valla bu ne ki" vs. gibi cevaplar/konular/sorular irrite edici. Edebiyat/Kültür sitesi açmayı "PhpNuke Forum" açmak sanan bir sürü insan arasında değiliz, sanıyorum. Bu tür bir şımarıklığı herhalde kimse kaldırmak zorunda değil. "Abüü görsel şiir ne kü" gibi bir soruyu herhalde en sakin biçimde cevaplayabildiğim için kendimi şanslı ve de olgun hissediyorum.
Özetle, görsel şiir, teknik olarak somut şiirin sonrasında krize giren Avangard hareketlerin, kendilerine buldukları bir yol. İşin içinde posta sanatı gibi, kopya sanatı gibi, fluxus gibi unsurlar var. Temsil/orjinal problemine, mimesis'e, sese dayalı konuşmaya ve metne yani derrida'ya kadar uzanan tonla şeyler var. Bunlarla birlikte Türkçe'nin "yazılı" serüveninin de işin içine katıldığını belirtmek gerek. Böylece görsel şiir sessel-metinsel-görsel öğelerin tek bir öğe altında (söz/kelime/yazı) ikame edilmediği, yepyeni topografik imkanların arandığı bir şiir olarak karşımızda (daha çok karşınızda) duruyor.
görsel şiire karşıt eşrafın-isim oldular fena mı, görsel karşıtları!- sürekli söyledikleri bir sanalizasyon lafı var ya, yani birey yalnızlaşıyormuş, görsel şiir tekno- dünyanın ürünü olarak bireyi açmaza düşürüyormuş, adam bahçesinde bamya yetiştirecek kadar huzurlu, yürürken ucuz ruj satan bir seyyar satıcıyı görmeyecek kadar dingin, görsel şiir kendisinin huzurunu kaçırıyor, ne yapsın...
gördüğüm kadarı ile bir nevi grafik tasarım.Tipografi ile bağlantılı ve zaman zaman çok anlamlılık üzerine kurulu gibi geldi bana.Nesi şiir anlayamadım.Ama zaten her şiir okuma denememde neredeyse oturup ağlayacak gibi olurum şiirle hiçbir bağlantı kuramam nedir bilemem.
Görsel Şiir konusu Türk Resim tarihi bilinmeden pek de anlaşılacak konular değil zaten. Hele çoluk çocuğun yorumlarina, şiir zannettiği şeye, şeyi gibi sarılarak konuşmalarına bağlı kalacak birşey de değil. O yüzden tartışmanın zaten nereden başladığı, kendince dalga geçen mahmutların ne kadar bilgisi olduğunu vs az çok anlayabiliyoruz artık.
şiir yazamıyorum demenin
şiir yazamıyorum demenin son zamanlardaki en sanatsal hali.
boya, badana, kes, kopyala,
boya, badana, kes, kopyala, yapıştır ve bilumum işlemlere verilen genel isim.
çakma avangart.
çakma avangart.
Korsanda öğrendiğim
Korsanda öğrendiğim konseptlerden bir tanesi. Bir senedir bir görsel şiir muhabbeti görüp duruyordum, sonunda merak edip okudum, linklere baktım. Bir takım grafik çalışmaları yapmışlar, iyi hoş da bunların şiir olduğuna nasıl kanaat getirmişler çözemedim. Bu arada KARTEZYEN DUALİTE ne ki? Gerçi adamlar söylemiş peşin peşin "bu senin anlayabileceğin bir şey değil" diye ama... neyse ben iyisimi beni ilgilendirmeyen konulardan uzak tutayım burnumu. Ama bak şimdi aklıma alangirli bir laf geldi, dur onu da paylaşıp götürüyorum burnumu: Doğru konuş lan benle, suratını görsel şiire çeviririm yoksa! :P
GÖRSEL ŞİİR ; BİR
GÖRSEL ŞİİR ; BİR PORSİYON DİL Mİ YOKSA ?
"Şeklin ters dönmüş hali yeni bir şekil değildir, ters dönmüş
ÅŸekildir"
Betül Yazıcı
Bilinçdışının veya rüyaların çözümlenmesinin, onların "ne"
söylediklerinin veya "nasıl" söylediklerinin anlaşılması ile
değil, "niçin" öyle dediklerinin anlaşılması ile mümkün olduğu
söylenir. Çünkü rüya görsel imgeye dayalı içrek bir dildir, kendisine
ait kodlama sistemi vardır, bu nedenle birebir çözümlemek mümkün
olmaz, sadece rüyada görülen bazı şeylerin neden o değil de bu kılığa
büründüğü yorumlama yoluyla kısmen anlaşılabilir. Aslında rüya,
yorumlamaya çalışmadığımız, içini deşmediğimiz sürece "neyse o"dur.
Görsel şiir dili de nesneleri temsil eden beynimizdeki imgelerden
kurtulmak, düşünce ve madde tözü ikiliğini yok etmek ve
nesneleri "neyse o" olarak konumlandırmayı olabilirlik sınırına
taşıyabilmek için iç/dış bütünlüğünü simgeleyen bilinçli bir
bilinçdışı veya uyanıkken görülen bir rüya gibi yapılandırılmaya
çalışılıyor olmalı. Böylelikle metinsel düzlemde gerçekle fantezi,
olabilirle olamaz, iç ile dış arasındaki sınır aşılabilecek, daha
doğrusu fanteziye ve olamaza gerek kalmayacaktır. Görsel şiir icra
eden görselci şairlerin kullandığı "görsel dilin", düşle gerçek
arasındaki mesafeyi aşamaya yönelik olarak, rüyalarla benzer şekilde
bakışa sunulmuş ve Saussure'un dil kuramına göre "göstereni"
yani "işitsel imgesi "ve Chomsky' nin dil kuramına göre "semantik ve
fonetik öğeleri" olmayan "içrek bir dil" şeklinde yapılanmış oluşu
nedeniyle neyi nasıl söylediklerinin değil niçin öyle söylediklerinin
anlaşılabilmesi gerekir. Bunun için görsel metnin dışında bir tema
aramak veya yorumda bulunmak kaçınılmazdır. Hızlıca bakıldığında ve
ne olduğu ya da ne söylemek istediği gibi konularda yorum
yapılmadığında bir görsel iş "neyse o"dur belki, ama bu çoğunlukla
mümkün olmaz, çünkü görsel şiir ikinci sözlü kültür alanına dahildir,
parçalanmış sözcükler, sayfaya dağılmış harfler de, bir bütünden
kopmuş olsalar dahi, aynen konvansiyonel şiirde kendi bütünlüğünü
koruyan bir dize gibi parça-bütün olurlar, alımlayıcı tarafından
yorumlanır ve anlamlandırılırlar; şair bu sözcüğü bölmekle ya da
sayfanın altına yerleştirmekle şöyle demek istemiş deriz, ya da
harflerle bir çekirgenin sıçrayışı resmedilmiştir, bunu anlarız veya
belki de "Ç" gazı kaçmış bir uçan balondur, ama bu Ç'nin sadece "ç"
olmasını, hiçbir göndermesi olmaksızın Ç olmasını ya da "Kendinde
şey" veya "neyse o" olmasını sağlamaz, evet artık sesi ve eski anlamı
yoktur, ama yeni bir anlamı vardır ne yazık ki. Zaten en başından
verdiği yanıtlar ve yol göstericiliği nedeniyle görsel şiiri "neyse o
olmak"tan uzaklaştıran bir kılavuz metin de bulunmaktadır elimizde.
Görsel şiirin böyle bir kılavuz metne sahip olmasının yorumcunun
işini kolaylaştıracağı düşünülebilir, ancak incelendiğinde, görsel
iş'lerde olduğu gibi, metnin anlaşılmasının hiç de kolay olmadığı,
yoruma ve yorulmaya gerek olduğu görülür. Yazın alanında, işitsel
değil görsel imge kullanılsa bile simgeselden kurtuluş mümkün
olmadığı için de Görsel şiir "neyse o" olarak yapılandırılmaya
çalışılırken yeni bir imgesel mekânın yaratıcısı olarak ve yeni bir
uzlaşımsal alan olarak şekillenir ister istemez ve kartezyen
ikilikten kurtulmamıza yaramaz, aksine onu pekiştirir.
GÖRSEL ŞİİR DİLİ/GÖRSEL İMGE; KONVANSİYONEL ŞİİR DİLİ/İŞİTSEL İMGE
"Saussure'ın dil bilim teorisine göre dil toplumsal ve uzlaşımsal
bir kurumdur ve dilin birimleri göstergelerdir. Gösterge bir gösteren
bir de gösterilen'den oluşur. Gösteren ses değil işitsel imgedir,
yani fizik bir nesne değil bilişsel bir nesnedir. Gösterilen ise dış
dünyadaki bir nesne değil onun zihnimizdeki temsili
yani "kavramıdır"…. İşitsel imge ve kavram arasında mantıklı ve
deneysel bir ilişki olmamakla birlikte dilin yapısı bu iki öğe
arasında bir ilişkiyi zorunlu kılar."* Konvansiyonel şiir dili bu dil
bilim teorisinin öğelerini ve gösterme ilişkisini içinde barındırır,
gösterge olma özelliğine sahiptir, bir göstereni ve bir de
gösterileni vardır, gündelik dilden farkı uzlaşımsal gündelik dildeki
gösterenin gösterdiğinden başka bir şeyi veya birçok şeyi
gösterebilmesidir; konvansiyonel şiirdeki "kuş" bildiğimiz kuş
değildir, "ağaç" da bildiğimiz ağaç, böylece metaforik düzeyde bir
başka uzlaşımsal alan yaratılır. Görsel denilen şiirde ise gösteren
olabilecek bir iÅŸitsel imge yoktur, onun yerine simgeselleÅŸtirmeye
olanak veren bir başka gösteren boyutu yani görsel imge vardır; bu
noktada hem gündelik dilden hem de konvansiyonel şiir dilinden
oldukça farklıdır. Konvansiyonel şiir Jakobson'un dil teorisine göre
hem dil hem de söz düzeyine dahil iken Görsel şiir sadece dil
düzeyinin eş zamanlılık basamağında yer alır. Burada S.Murat
Tura*'dan alıntılayarak dil ve söze dair iki karşıt düşünceden de söz
etmek gerekir. "Lacan'ın öğrencisi Mannoni' ye göre:" Dil perspektif
haline getirilmemiş geometral bir gerçekliktir, söz ise
perspektiftir". Kısaca söz öznel ve dil nesneldir denilebilir. "Bir
kesit ya da perspektif olan sözün kaçış noktası "Ben" iken
dilde "Ben" yoktur". Hem Saussure hem de Mannoni dilin kiÅŸiyi
özgürleştirici etkisinden söz ederler. Oysa Lacan'a göre bu bir
yanılsamadır ve dilin içinde mutlak olarak içerilmiş bir "Ben"
vardır, yani birey dilin içinde belirlenmiş bir konumdan konuşur ya
da oradan bakar, böylelikle dil düşünce ile sese aracılık ederek
kişiyi simgesel düzen içinde özne olarak var eder. "Dil söz gibi art
zamanlı değildir, biçimsel kurallar dilbilimsel birimlerin eşzamanlı
ilişkilerinden ibarettir"*. Konvansiyonel şiirde sözün varlığı onu
art zamanlı yapar, iyi örülmüş bir şiirde bir dizenin yerinden
çekilip başka bir yere yerleştirilmesi bu art zamanlılığı dolayısıyla
anlamı da bozar. Görsel şiir dili ise sözden ve işitsel imgeden uzak
oluşu nedeniyle böyle bir art zamanlılık barındırmaz, içinde eş
zamanlı ilişkiler mevcuttur. Görsel şiirin konvansiyonel şiir gibi
katmanlı ve art zamanlı olmaması her şeyi bir arada ve aynı anda
görmeye olanak verecek boş bir alan ya da eşzamanlılık oluşturmaya
yarar. Yani konvansiyonel şiir dili ile oluşan yapıya gökdelen dersek
görsel şiir dili tek boyutlu bir düzlüktür ya da üstünde yapı
bulunmayan boş bir arsadır. Sözden, kesitten, perspektiften
ve "Ben"den uzak olduğu için de söze dayalı konvansiyonel şiire göre
daha somut olduğu söylenebilir. Toparlayacak olursak görsel şiir
dilinde söz ve dolayısıyla perspektif ya da öznellik aradan
çıkarılarak görsel imge ile düşünceye direkt aracılık etmek
hedeflenir. Konvansiyonel şiir anlamlandırma iken görsel şiir anlamın
kendisi olmak ister. Konvansiyonel şiirde dil düşünce ile sese ve
işitsel duyuma aracılık eder, görsel şiir dili ise görme
duyumuna/görsel imgeye, ama ilki sesi ve işitsel duyumu ikincisi
görme duyumunu dolaylar ya da temsil eder. Sonuçta, ne kadar
istenirse istensin, görsel şiir dili ile de perspektiften, kesitsel
özelliklerden ya da öznellikten kaçınılamaz, görsel şiir ile yapılan
sadece perspektifi tersine çevirmek olur, "BEN" olduğundan başka bir
yere taşındığından "NEB"dir artık.
"Chomsky'nin dilbiliminde dil teorisi üç öğeden oluşur: Semantik,
sentaks ve fonetik (sesbilim). Semantik teori (anlambilim/ düşünce)
kelimelerin anlamlarını veren bir sözlüğe dayanır. Sentaks ise
fonetik ve semantik arasındaki ilişkiyi sağlar."* Konvansiyonel şiir
dili semantik, fonetik ve sentaks öğelerini içinde barındırır. Görsel
şiir dili ise sadece "sentaks"ı. Çünkü görsel şiir de semantik ve
fonetik öğeler yoktur. Dolayısıyla adlarını andığımız dil bilim
teorilerine göre görsel şiir dili iki yakayı birbirine bağlayacak bir
işlevi olmamakla birlikte "köprü" olduğunu iddia eden işlevsiz bir
köprü durumundadır, iliği olmayan atıl bir düğme ya da bir porsiyon
dil olarak da canlandırabiliriz gözümüzde, zaten istenilen de budur.
Görsel şiirde görsel imge ile gösterilen "görsel şiir kavramıdır".
Görsel şiir olarak üretilen her "iş" ona bakanı kendine değil "görsel
şiir kavramına" yönlendirir. İşte bu da iş'in ilmeksel boyutudur.
Kısaca görsel şiir dili düşünce tözü ve madde tözü ikiliğini yok
etmeye/ kartezyen dualiteyi çökertmeye çalışırken şiiri araç edinmiş
yeni ve farklı bir dil ve onun teorisi olarak şekillenmek ister
gibidir, diyebilir miyiz?.
NİÇİN GÖRSEL ŞİİR?
Görsel ve somut şiir kılavuzu'nda** bu sorunun yanıtı: "Görsel şiir
şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış olduğu yerde başlar ve biter",
olarak verilir. "Görsel şiirin şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış
olduğu yerde başlaması ve bitmesi" ne demektir ? Bu cümle
konvansiyonel ve görsel şiirin eşzamanlılığını mı yoksa art
zamanlılığını mı vurgular? Öncelikle bu cümlenin bir şeyin bitip
hemen ardından bir diğerinin başladığı bir süreci veya çizgisel bir
tarih anlayışını, "fıkır fıkır piliçlerin önce yaşlı tavuklara ve
ardından ölüp toza dönüşeceğini", "geri döndürülemez entropi
yasasını" vurguladığı söylenebilir. Aynı cümleden şiirin belki de
zaten hiç bir zaman konuşmamış olduğunu, eğer hiç konuşmamış/
yazılmamışsa bitmesi veya aşılması diye bir durumun da söz konusu
olamayacağının söylenmek istendiğini de çıkarabiliriz. Bu durumda
diğerinin susmuş veya hiç konuşmamış olduğu yerde başlayan Görsel
şiirin de başladığı ân bittiğini. Öyleyse asıl olarak bu cümle ile
Görsel şiir'in Ân'ın kendisi olması istemi dile getirilmektedir;
Görsel şiir ile yapılmak veya gösterilmek istenilen ne dış gerçekliği
yansıtmak ne de saFî şiirdir. Görsel şiirde hayal edilen A'NIN
bizatihi kendisi olmak, akıp giden zamandan ve anlamdan kurtulmak,
zamanın ve anlamın olmadığı zamanlarda zamanın ve anlamın kendisi
demek olan insana bu yüklerden ve sınırlardan kurtularak yeniden
ulaşmaktır. Çünkü "algılarımız bizi yanıltmaktadır, algıladıklarımız
nesnelerin kendileri değil onların beyinlerimizdeki temsili
imgeleridir" (Saffet Murat Tura/ Histerik Bilinç). Bu nedenle
harflerin, nesnelerin, insanın simgeselden ve imgeselden bağımsız
somut ve bütün gerçekliği hayal edilir. Belki de burada, modernizmin
tükettiği, ancak tükendiğine inanmayan, çaresizliğini fantezileriyle
aşamaya çalışan insanın bu çifte dramı karşısında, sadece susmak
gerekir, derin bir sessizlik gerekir, ama benim aklıma A. Hamdi
Tanpınar'ın:
" Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpâre geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında"
dizeleri geliyor, ve ardından bu dizelerin Görselci şair
tarafından "şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış olduğu yerde"
konumlandırılmış oluşu. Belki de bu kötü çeviriyi ben yapıyorumdur,
onlar böyle bir şey demek istemiyor, sadece; tin ve ten, bilinç ile
bilinç dışı birleştiğinde, insan yekpare bir bütün olacağından şiire
de gerek kalmayacak demek istiyorlardır, yani bir çeşit şiir ötesi
veya öncesinden, başlangıç ile sonun uç ucalığından söz ediyorlardır.
Öte yandan Görsel şiirin hem icracısını oyalayarak tehlikeli
duygularından arındırma, böylelikle tedavi etme gibi sanat'ın klasik
işlevini yüklenmiş gibi durduğu, hem onu kültürel özne konumuna
getirdiğini, hem de Görsel şiir ile dış gerçekliğin temsili değil de
asıl olarak öznel dışavurum ve varoluşa engelsiz bakabilme gibi
modern çağın sanat anlayışının gündeme getirilmek istendiği
düşünülebilir. Ancak, ironik bir yaklaşımdan kaynaklanıyor olsa gerek
yer yer bir nev'i kutsal söze aracılık edermişçesine bir dilin ve
seslenişin kullanıldığı kılavuz metinde, engelsiz olarak varoluşu ile
göz göze gelme çabası içindeki insan ile çelişkili duran ifadelere de
rastlanmaktadır: Birilerine bir şey söylemek veya göstermek, dış
gerçekliği sorgulamak, ona metinsel düzlemde savaş açarak, olmaması
gereken yere taşıyarak bir başka gerçeklik oluşturmak, bir başka dil
oluşturmak ve oluşturulacak yeni gerçeklik ve yeni dil ile bütün –
meli ve- malı'ları yok etmek, boşlukları doldurmak hayalini yansıtan
ifadeler. Bu ifadelerden görselci şairin bit'i bit veya parazit
olarak tanımlayan imge dünyasına karşı olduğunu anlarız. Ona göre
bit'i olduğu yerden başka bir yere taşırsak bit veya parazit olmaktan
kurtulacaktır ve kendisi olabilecektir. Aynı şekilde tüm toplumsal
değerleri ve kavramları baş aşağı çevirerek egemen ideolojinin
tahakkümünden kurtulmak mümkündür. Konvansiyonelci şair ise bit'e bit
dememeyi, onu görmezden gelmeyi yeğler. Görselci şair imgeyi
pisliklerin veya parazitlerin üstünü örtmekte kullanan, üstünü
örttüğünün parazit olup olmadığını sorgulamadan kabul eden
konvansiyonelci şairi işte bu nedenle eleştirir görünür. Oysa kendi
önerisi ile de gerçekte değişen hiç bir şey olmayacaktır; tersten
perspektife göre bit diye bir sorun kalmayacaktır sadece, o kadar,
yoksa tib veya b.i.t veya saçlarımızın arasında değil de sayfanın
üstünde yürüyen küçük cici beyazlık, yine bit'tir.
GÖRSEL ŞİİR PROGRAMLANMIŞ BİR AVANT-GARDE'CILIK MI?
Susan Sontag'a göre***:"Günümüzde sanat bizi rahatsız etme yetisi
taşıdığından, sanat yapıtını içeriğine indirgeyip sonra bu içeriği
yorumlamakla o sanat yapıtını ehlileştirmiş oluruz. Yorum, sanatı
evrilip çevrilebilir, rahatsız ediciliği giderilmiş bir duruma
getirir… Yorumdan kaçabilmek için sanat, gülünç bir parodiye
dönüşebiliyor. Soyutlaşabiliyor. Ya da salt süsleyici olabiliyor. Ya
da sanat olmayana dönüşebiliyor…
Oysa sanatı yorumun istilasına uğramaktan kurtaracak tek savunma
yolu - çoğu zaman biçimle, içerik pahasına deneylere girişmek diye
anlaşılan- programlanmış avant-garde'cılık değildir…çünkü bu sanatı
dur durak bilmeyen bir koşuşturma içine itmek demektir". "Yüzeyi
bütünleşmiş ve tertemiz, akışı hızlı, seslenişi doğrudan yapıtlar
oluşturmak; öyle ki yapıt sonunda …neyse o olsun... kesinlikle
gereksinme duymadığımız şey sanat'ı düşünceyle şimdi olduğundan daha
fazla birleştirmeye kalkışmaktır.. Önemli olan duyumlarımızı yeniden
kazanabilmektir". İşte yorumculardan kaçmak için Susan Sontag'ın
sanatçılara önerdiği yol. Bu yazının konusu olan Görsel şiirin
kılavuz metininden alıntıladığım aşağıda geçen cümleler ve başkaları
da, bir yandan hiçbir işe yaramaması ve hiçbir anlamı olmaması için
şiir üretilirken diğer yandan bağlam oluşturma, anlaşılmak ve
yorumlanmak isteğinin altını çizer. Görselci şairin böyle bir yorumu
yok etmeyi değil, tam aksine; özellikle beklediğini düşündürür:
" (görsel ve somut şiirde içerilen) ortaksızlık istemi, ki
heterotopik olanın hayalidir bu: salt kurmacadır, bengiliği kendi
içerisinden çıkaran tek yol olan- olmayan bir imkânı imkânsızlığın
sınırına getirir ve orada Tin kendi yücelişini, görselliğin boyutu ve
düzlemi aşmaya çalışan (sayfanın ) boşluklarında, doluluklarında ve
temsili yalnızca bir ayna olmaktan çıkarıp onu sayfada dolaysız
olarak içerilmeyen (ama üzerinde düşünülmeye iliştirilen)
şeylerin/nesnelerin sonsuz seyrinde bulur. Bu seyir insanı, dilini,
bilinçaltını, dil öncesini şeylere yapıştırır ve hayal ile hakikat-
harflerin- gerilimin doruklarında birbirine karışır…" Bu cümlelerden,
insanın görsel şiir dili aracılığı ile egemen ideolojinin dilinden ve
anlamından, bu anlam dolayısıyla anlamsız hale gelmiş
parçalanmışlığından, böylelikle bilinç ile bilinç dışı arasındaki
mesafeden de kurtulabileceği anlamını çıkarıyorum. Oysa kurtulmak
istenilen bu mesafe şiirin ve aşkın yeşerdiği boşluktur, aşk ve şiir
bilinç ve bilinçdışı arasındaki bu boşlukta büyür ve orayı doldurur.
Yani görselci şairler,
"akşam oluyor ya bir türlü inanamıyorum
Oturmuşlar iri yapılı adamlar esrar çekiyorlar
Daha bir aydınlık olsun diye içtikleri su
Sarı topraktan testileri güneşte pişiriyorlar." (T. Uyar)
dizelerinin oluşmasını sağlayan bu boşluktan kurtulabilmekten söz
ediyorlar, daha bir aydınlık olsun diye içtikleri su. Böylece
sağlanacak yekpare bütünlük, şiirsizlik ve aşksızlığı imkân
dışılıktan imkânsızlık sınırına yani olabilirlik boyutuna taşıyacak
ya da olmaması gereken bir yerde hayal edilmesine yol
açacaktır. "Neyse o" olunabileceğinin görsel şiir ile
gösterilebileceği, simgeselin aşılabileceği, görsel şiir
icracılarının tenimizin tinimize yapışabileceği tekinsiz dümdüz
günlerin yakın olduğu umudunu taşıdıkları gibi bir anlam da
çıkarılabilir bu ifadelerden. Sonuç olarak görselci şairlerin
özellikle biçimle, içerik pahasına deneylere girişmelerinden olsa
gerek üretilen "iş"leri alımlayıcının yorumuna kendi elleriyle teslim
etmiş oldukları söylenebilir. Bu durumda bir kusur aranacaksa
yorumcuda değil yoruma yol açanda aranmalıdır belki de diye düşünüyor
insan. Aslında ben görsel şiirin rahatsız ediciliğinden hoşnutum, onu
yorumlayarak ehlileştirme çabası da gütmüyorum, "onda bulunan
içerikten daha fazlasını arama "derdinde de değilim, sadece eğer
varsa "duyumsal yüzeyini" görme isteği içindeyim, bir de aklıma
takılan, anlayamadığım ve anlamaya çalıştığım iki sorun var,
birincisi; görselci şairlerin bu "rahatsız ediciliğinin", yukarıdaki
örnekte de göstermeye çalıştığım gibi, yorumdan kurtulmak için değil
aksine tam da yorumlanma beklentilerinden kaynaklanıyormuş gibi
oluşu, kaldı ki varoluşları ile yüz yüze gelmeye çalışan insanların
pek de umursamayacağı bir durumdur bu. Diğeri de; şiiri zihin
çeldirici çift anlamlılık barındıran imgeler şekilde yorumlamayı ve
eleştirmeyi hem konvansiyonel hem de görsel şiir için bir
kavramlaştırma işleviymiş gibi görmeleri. Her yana çekilebilecek
çift/çok anlamlı cümlelerden oluşmuş bir kılavuz metnin varlığı söz
konusu. Bu iki sorun, onların "başbelası gereksiz fazlalıklar
ilkesini" pekiştirmeye çalıştıklarını düşündürmüş olabilir bana. Oysa
düşünsel arka plan olarak sunulan "görsel ve somut şiir kılavuzu"
ağırlıklı olarak teknik bilgiler sunan ve görsel şiir nasıl yapılır
gibi sorulara yanıt veren bir metin özelliği sergiliyor. Bu metinde
birkaç maddede şöyle bir dokunulup geçilmiş; yazı yoluyla devletin
karmaşık müdahalesi, devlet ve özel sektörün işe katılması ile
yazının düzeltilmesi, kentin yeniden üretiminde kişinin etrafına
örülen ağ, kişinin varoluşuna bakacağı an gözünün önüne indirilen
meta, logoların biçim hilesine karşı uyanık olmak v.s dışında, ne
dili ve anlamı iktidar aygıtı olarak kullanan egemen ideolojiye ne
de "konvansiyonel" şiir diline yönelik esaslı bir eleştirel söylem
bulunuyor. Yanı sıra Mallarme'nin "Bir Zar Atımı" kitabından teknik
dolayısıyla söz edilmesi dışında görsel şiirin zeminini oluşturan
yapı-sökümcü felsefeye dair herhangi bir madde de yer
almıyor. "Görsel şiir doğrudandır "demekle "doğrudan" veya "neyse o"
olunamayacağından öncelikle görsel şiirin "neyse o" olup olmadığını
veya neyse o'luğu gösterip gösteremediğini tartışmak gerekir belki.
Bir akıl yürütmeyle, görsel şiir "neyse o " olabilmiş veya bunu
gösterebilmiş olsaydı, o zaman "onun neyse o olan şey olduğunu
göstermek" veya gösterdiği "neyse o"luğu gösterebilmek için
çabalardık diye düşünüyorum, şiir olup olmadığını değil. Ama, belki
de görsel şiir " neyse o" olan şey veya neyse o olanı gösteren
şeydir ve ben göremiyorumdur, bunun için şimdiden özür dilemem
gerekir. Bir başka yazının veya dosyanın konusu olabilecek olan; bir
sanat eserinin ya da şiirin kavramlaştırılmasının ve yorumlanmasının
gerekli olup olmaması konusunu şimdilik bir tarafa bırakarak görsel
şiir dilinin "neyse o" olup olamadığını veya hayal ettiği böyle bir
durumu gösterip gösteremediğini tartışmak istiyorum, aslında uzun
boylu tartışmadan, kısa yoldan "Görsel şiire "şiir" dendiğine
göre "neyse o" değil demek ki" demek de "bütün mümkünlerin kıyısında"
bir söylem olurdu.
GÖRSEL ŞİİR :METAFİZİK OLANI KANITLAMA YA DA KARTEZYEN DUALİTEYİ AŞMA
ÇABASI MI?
İlkin üzerinde durmak istediğim nokta " Görsel şiir " ve "
Konvansiyonel şiir" (1*) adlandırmasıdır. "Görsel şiir" adlı
deneysel çalışmanın Türkiye'deki bir kısım temsilcileri Zinhar
dergisi ve Poetikhars adlı web sitesinde "işlerini" sergileyenler ya
da kendilerini "modern" şiirin karşısında "biz" olarak konumlandırmış
topluluk, şimdiye dek yazılmış ve halihazırda yazılmakta olan
şiiri "Konvansiyonel" olarak isimlendirmekte, hem onu hem de ona göre
kendilerini kategorize etmektedirler. Konvansiyonel demek herkesçe
kabul görmüş, bildik, alışıldık ve gelenekselleşmiş olan demektir.
Böylece "Görselci şair"ler Türkiye'de şiirin çıkmaza girdiğini
söyleyerek, yani bir kriz varsayımından yola çıkarak varoluşlarının
gerekçesini kurgusal olarak oluşturmuş olurlar. Yaptıkları, yazılmış
ve günümüzde yazılmakta olan şiiri hiçbir ayrıma gitmeden aynı isim
altında birleştirmektir. Konvansiyonel demekle sadece işitsel imgenin
kullanıldığı birinci sözlü kültür alanında kalmış olan şiir mi, yoksa
hem işitsel hem de görsel imgeyi bir arada barındıran ikinci sözlü
kültür ya da sözele dahil şiir mi kastediliyor, yoksa belli bir
tarihsel dönem mi, anlaşılmıyor. Özellikle belirtmek istediğim görsel
şiirin, yazılıyor oluşu ve işitsel imge nedeniyle hem dil hem söz
mekanına yani ikinci sözlü kültüre dahil olan konvansiyonel şiirin
kapsamına giriyor oluşu, onun söze değilse de bildiğimiz şiir gibi
sözele dahil oluşu. "Görsel şiir" böyle bir kurgudan türemiş
görünüyor. "Görselci şair"ler Türkiye'de yazılmış ve yazılmakta olan
bütün şiirleri "Konvansiyonel şiir" olarak kategorize ediyor,
böylelikle sanal bir kopuş yaratıyor ve "Görsel şiirin" ortaya
çıkışına haklı bir gerekçe oluşturmuş oluyorlar. Bir yandan kopuş
senaryosu oluşturuluyor, diğer yandan modernizm'e geçişte yaşanmış
olan gelenekselliğimizden kopuşa ağıt yakılıyor. Yazının bundan
sonraki bölümlerinde; "Görsel şiir" ile bir kopuş değil de
geleneksel/konvansiyonel şiire eklemlenme amaçlanıyor ise
neden "Görsel şiir"/ "Konvansiyonel şiir" gibi kurgusal bir ayrıma
gidilmiştir, değilse, devrimci bir çaba var ise, ki bugün artık
Batı'da bu tür sanatsal tasarımlar "devrimci ve yaratıcı bir gelişme
sayılmıyor", ve radikal bir söylem, epistemik bir kopuş amaçlanıyor
ise, "Görsel şiir" pratiğinin düşünsel arka planı ya da dil teorisi
nerededir sorularının ortaya çıkışını açımlamaya çalışacağım, kaldı
ki yazının başında da belirttiğim gibi bu tür tasarımlar "gereksiz
fazlalıklar ilkesini pekiştirmeye" ve "hiç de gerekli olmadığı halde
sanatı düşünce/ bilgi ve kültürle birleştirmeye kalkışmak" olarak da
yorumlanabilir belki.
Görselci şairler "modern" şiirde kullanılan dize yapısı ile şiir
yazılamayacağını, duyu, sezgi ve işitsel imgeye dayanarak yazılan
şiir devrinin kapandığını iddia eder, bu tür şiirlerin karşısına,
metnin merkezsizleştirilmesi, yapıyı/şiiri oluşturan öğelerin
çözümlenip aynı kurgu üzerinden -karşıt amaçla- tekrar kurulması
amacıyla "kelimeyi harflere, hecelere bölüp, daha sonra bu malzemeyi
sayfa üzerine yeniden yerleştirmek… sunum, ahenk, tasvir, belagat,
retorik, yineleme, benzeÅŸimi" kullanmak "logolar, levhalar, kent
suretleri, suretlerin kentleri, yazı şablonları, ip baskılar, makas,
uhu, …internet siteleri, kelime ve grafik işlemciler, print screen
tuşu ve saire" kullandıkları tipografik/ kaligrafik "iş"leriyle
çıkarlar. Böylece bilgisayar ortamında kendilerini ya da özneyi
aradan çekerek, amaçsız bir amaçlılıkla, " öznelliğin, yani kişiye
özgü görme yetisinin aşamalarını ve bunun şiire olan etkisini gözler
önüne sermeyi amaçladıklarını" söylerler (1). Bu amaç, Nâzım
Hikmet'in " …okura, karşısında duran şiirin bir imgelemin ve bir
bireyselliğin öznel tercihi değil de, bir düşünsel yönelimin somut ve
nesnel sonucu olduğunu gösterme" (4) çabası ile örtüşür gibi
görünmektedir, büyük bir farkla ki, o da; Nâzım'ın düşünsel bir arka
planın olması ve bu sayede şiirleriyle öznellik-nesnellik bütünlüğünü
gerçekleştirmeyi başarmasıdır. Oysa "Görsel şiir" için yukarıda
belirtilen amaç, şiiri araç edinerek metafiziğin varlığını ya da
diğer bir deyişle metafiziğin metafizik olmadığını algoritmik olarak
kanıtlama istemine vurgu yapar gibi durmaktadır.
Batı'da 1930'larda kavramlaştırarak "görsel şiir" haline getirilmiş
bu şiir kategorisinin temel olarak dilin yapısını sorun edinen ve
dilbilim de dahil olmak üzere farklı disiplinleri içinde barındıran
yapı-sökümcü felsefe ile bu noktada ilişkili olduğu biliniyor. Kısaca
yapı-sökümcü felsefe "modernizm'in temellerini ve geleneksel
felsefeden devraldığı felsefi öncüllerini geçersizleştirerek yeniden
değerlendirmeye alan felsefe akımının adıdır ve postmodern felsefenin
başlıca ve etkin kuramsal örneklerinden biridir". Batıda yapılan
görsel şiirin böyle bir düşünsel arka planı ve belki de oluşumunun
gerekliliği veya zorunluluğu varken yani bir sürecin getirisi iken
Türkiye'de yapılmakta olan görsel şiirin Türkiye'nin modernleşme
sürecine bakıldığında aynı düşünsel arka planı kendine destek
edinmesi beklenemez ve bir sürecin sonucu olduğu söylenemez. Batılı
kavramların copy-paste işleminin de "görsel şiir" örneğinde olduğu
gibi çeşitli açılardan sorunlu olduğu görülür. Burada durup
modernleşmeye ve Türkiye'nin modernizmine kısaca bakmak
gerekecek: "Modernleşme, ortaya çıkışında yetkeyi reddetme,
insanları özgürleştirme ve başkalıkların bir arada yaşayabilmesini
hedefleyen bir dünya görüşüdür. Ama, zaman içinde ister
istemez "modernizm" ideolojisine dönüşmüş, doğayı dönüştürmek ve
aşmak kaygısı insanın aşılmasını, nesneleştirilmesini ya da
yabancılaşmayı gerektirmiştir." Dünya bir öküzün boynuzları üzerinde
değil, modern ideolojinin denetleyebilmek ve düzenleyebilmek için
ayrıştırdığı parçalanmış bütünlüklerden oluşan ikili karşıolum
çiftleri üzerinde durmaktadır artık. Bu "ya-ya da" lardan biri
diğerini hükmü altına almış, diğerini temsil etmiş ve yetke haline
gelmiştir." "Başka"yı" "aynı"ya indirgeyen çoğunluk yanılsaması
dünyaya hükmetmeye başlamış, aşkınlıklar ötelenmiştir. "İnsan
nesneleşmekle birlikte doğa ve tanrı karşısında güçlenmiş, ama başka
aşkınlıkların ortaya çıkmasının engellenememesi nedeniyle kendisine
yabancılaşmış ve özgürlüğünü yitirmiştir". İnsanlar başkalıklarıyla
bir arada yaşayabilmekten uzaklaşarak "biz" veya "öteki"
olarak "MİM"lenmiştir. Türkiye'de ise modern ideoloji derken
batılılaşma çabası ve bunun ilk aşaması olarak da Tanzimat'tan ve
ardından 1920 devrimi ile bugüne gelinen süreç kastedilir, ama esas
olarak 1930 sonrasında gelişen merkeziyetçi yönetim anlayışıdır söz
konusu olan. 1920 sonrasında Türkiye burjuvazisinin egemenliği halka
vermede ve ekonomiyi ulusallaştırmakta başarılı olmakla birlikte
kültürel alanda aynı şekilde etkin olamadığı ve 1920 devrimi ile
yaşanan epistemik kopuş ile aslında Batıdaki gibi geleneğe
eklemlenemediğimiz de söylenir (2). Bu demektir ki Türk insanı
kamusal alanda ve ekonomik olarak batılı değerlerle haşır neşir
olmayı başarırken kişisel düzeyde, zihinsel olarak ve kültürel alanda
modern olmayı, bazı istisnalar hariç, toplumun tümüne yayılacak
şekilde başaramamıştır. Kamusal alan, ekonomi ve kültürel yaşam/birey
üçlüsünün üçüncü ayağı sakattır. Bununla ilintili olarak "Türkiye'de
yazılmakta olan şiirin, dönem dönem kopuşlar gösterse de, her zaman
bir yandan gelenekle ilintili olmuÅŸ ve gelenekten tam bir kopuÅŸ
yaşayamamış" ya da gelenekle hesaplaşamamış olduğu da söylenir.
Oysa "Geçmiş önemlidir…Eski, yenide kendini genişletir ve biz
sınırlandırmazsak, onunla tanışmazsak, onunla konuşmazsak, onu
dinlemezsek, kısaca ondan korkmayı bırakmazsak geleceği tüketebilir"
(3) . "Görsel şiir" oluşumu öncelikle işte böyle bir
toplumsal/siyasal ortamda insanların kendilerini güvende
hissedecekleri bir yapılanmayı kendi çaplarında oluşturma çabası
olarak, modernleşmenin başarısız olduğu kültürel yaşam kulvarında ya
da boşluğunda yeşeren yeni bir "değer", bir şeylerin paylaşıldığı ve
bir amaç etrafında kenetlenmeyi sağlayan bir "mekân" yanı sıra yeni
bir kimlik edinme süreci olarak görülebilir. Bu düşüncenin ötesine
geçilmeye çalışıldığında "Görsel şiir" oluşumunun anlaşılmasında ve
konumlandırılmasında sorunlar yaşanır.
"Görsel şiiri" icra edenler modernizme ait dizgeyi/düzgüyü,
dolayısıyla gelenekselden tam olarak kopamamış, hem işitsel hem de
görsel imgeye ve dize yapısına dayanan şiiri eleştiriyorlar. Bu
yapıyı bozmak için uğraşıyorlar. Amaçları dayatılan anlamdan ve
biçimden kurtulmak, başka bir anlam ve biçime ulaşmak. Türkiye'nin
kendine özgü modernizmini ve dolayısıyla halihazırda yazılmakta
olan "modern" ÅŸiiri dil devrimi ile yaÅŸanan gelenekten kopuÅŸ
nedeniyle geleneğe eklemlenememek konusunda eleştiriyorlarsa "Türk
şirinin hiçbir zaman birkaç köşe taşı dışında tam olarak geleneksel
şiirden kopmadığı ve tam olarak modernleşmediği" (2) de söylenebilir.
Görsel şiirin sorunu da buradan kaynaklanıyor bana göre, çünkü temel
sorun farkında oldukları gibi modernizmin Türkiye'deki sakat
yapılanmasındadır. Ekonomik ve siyasal alanda Batıya eklemlenmiş, ama
kültürel/düşünsel olarak bunu başaramamış ya da başarmak istememiş
egemen ideolojinin zihniyetinde ve özne olarak somutlaşamayan
bireydedir sorun. Asıl üzerinde durulması gereken de bu durumdur
belki. "Onlar" (2*) halihazırda yazılmakta olan şiirden epistemik
bir kopuş gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu kopuş; modern dünya bizi
körleştirmiştir, duyularımız bir yanılsamadan ve dayatmadan
ibarettir, egemen ideoloji sayesinde insan nesnelerden ayrışmış,
bütünselliğini yitirmiş fakat kendisi bir nesne olmuştur şeklinde
gerekçelendiriliyor ve buradan yola çıkarak; şiir, içinde egemen
ideolojinin dayatması bulunan geleneksel dize yapısı, işitsel imge ve
duyularla değil, görsel imge, zekâ ve entelektüel birikim ile
yazılabilir söylemine ulaşılıyor olmalı. "Görsel şiir"in
gerekliliğini savunan "Görselci şair" ler eleştirdikleri sistemin
temel bileşeni olan pozitivizmi ve akılcılığı kullanarak nesnelliği
yüceltmiş oluyorlar. Bunun için anlamını ve şifresini kendi içinde
barındıran rasyonel içrek bir dil örgütleniyor, dize yapısı
kırılıyor, bilinen anlamdan uzak durmaya çabalanıyor, "Konvansiyonel
şair"in gerçeği görmeyen kavanozdaki beyni gerçeği, "saf hakikati"
görmemekle suçlanıyor, yine bu düşünce silsilesi sonucunda şiirin
krizde olduğu savı'na, bir son veya devrin kapanması fikrine
ulaşılıyor. "Konvansiyonel şiir"in iktidara dahil merkeziyetçi
yapısının, dilinin ve rasyonel söyleminin reddedilmesinin, anlamının,
kavramının, dize yapısının, işitsel imgesinin bozulmasının yani
dekonstrüksiyon ya da yapı-sökümün haklı gerekçeleri oluyor. Bir
başka rasyonel söylem oluşturarak modern ideolojiye ait rasyonel
söylemden kurtulmayı ve kendi aynılıklarını içinde barındıran bir
başkalık mecrasını kurmayı hayal ediyorlar. Gerçek yaşam veya dünya
değil bu mekan; başkalıklarını koruyabildiklerine inandıkları bir
kaçış alanı olan metin ya da sözü atıl bırakan veya onun yerine geçen
görsel dil. Bir cemaat gibi yapılanmış olan "Görsel şiir"in "
Biz"i "Ötekilerle" kendisi arasına kalın bir çizgi çekiyor ve
geçilmez levhası asıyor. Oluşturdukları "başkalık" evreni "iktidarı
içinde taşıyan geleneksel kavramsallığın yok edildiği, aktif yaratım
güçlerini sergilemeye çalışırken bir başka iktidar alanı
yarattıkları" kamuflaj evreni oluyor (2)
Görsel şiir ile söylenmek istenen " Kültürel hegemonyaya hayır,
kültürel homojenliğe hayır!" ve ardından "her türlü hegemonya ve
homojenliğe hayır !" olsa ve başkalıkların aynılaştırıldığı bir başka
kültürel hegemonya oluşturulmaya çalışılmasaydı, gelenekle
hesaplaşarak birey ve ardından şiir için özgür bir gelecek
istenildiği düşünülebilirdi. Ancak yapılan, "onları" anlamsız yapan
ya da nesneleştiren egemen ideolojiden kurtulmak için başkalıklarının
yok edildiği ya da başkalıklarının yok edilerek aynılaştırıldığı dış
dünyadan kopup, aynılaşmamak için kendi içlerinde aynılaştıkları bir
savunma evreni oluşturmak. Burada ilk sorun yukarıda da değindiğim
gibi egemen ideolojinin üzerinde durduğu ikili karşı-olum'u
pekiştiren ve onları diyalektiğin tuzağına takılmaktan
kurtaramayan "Konvansiyonel ÅŸiir" indirgemesi ve yine kendilerinin
oluşturduğu bu kurgunun ya da adlandırmanın karşısına
çıktıkları "Görsel şiir" dili. Böyle bir adlandırma dayatılan şiir
kavramına karşı "yeni bir kavram" oluşturma, "şiir" in karşısına
tezin olumsuzlanması yani anti-tez şeklinde çıkmayı gerektirir. Bu
durumda "Konvasiyonel şiiri reddetmiyoruz" da denemez, üstelik en
başından kendileri tarafından şiirin konvansiyonel olarak bir tarafa
konulması bir reddediş ve bir kopuştur. Diğer yanda görsel şiirde
işitsel imgenin değil, konvansiyonel denilen şiirin içinde de
yazılıyor olmasından dolayı varolan görsel imgenin abartılarak ön
plana çıkarılması söz konusu, bu anlamda görsel şiirin de
konvansiyonel şiir gibi sözele dahil olduğunun altı bir kez daha
çizilmeli ve anlamak mümkünse bu paradoksun içinden anlamalı. (Bu
konuda bkz. Walter J.Ong, Sözlü ve Yazılı Kültür, Metis Yay.1995 )
GÖRSEL ŞİİR POST-MODERN Mİ?
Yapı-sökümcülükle ilintili olduğuna göre görsel şiirin postmodern
olup olmadığı da düşünülebilir. Postmodern midir görsel şiir? Burada
durup kısaca Postmodernizmin özelliklerine bakmak
gerekecek. "Postmodernizm yüksek kültürle kitle kültürü arasındaki
sınırları ortadan kaldırır, hızlı tüketime yöneliktir." Görsel şiir
ilk bakışta çağın getirisi görselliği önceler gibi görünmekle
birlikte anlaşılması güç bir şiir türüdür. İroni özellikle baskındır
ve göndermeleri çoktur bu nedenle kolay anlaşılır ve tüketilir bir
şiir olmadığı ya da kitlelere yönelik olmadığı
söylenebilir. "Postmodernizm modernizmin oturduğu ikili karşı olum/
ikili karşıtlıklar dizgesini kabul etmez, normlara yüklenmiş bu
çatışma dizgesini yadsır". Ama, görsel şiir kendisini bu ikili karşı
olumla var eder: Konvansiyonel versus görsel. "Postmodernizm
modernizmin sahip çıktıklarını tümüyle yadsır". Görsel şiir
kılavuzunda kırık dökük bir sistem eleştirisine rastlanmakla
birlikte, görsel şiir modernizmi asıl olarak dil basamağı ve dil
dizgesi konusunda eleştiriyor görünüyor. Modernist söylem lineer
tarih anlayışına dayanır. Görsel şiir de aynı anlayışla hareket eder
ve buradan hem konvansiyonel şiire hem de şiirde kriz söylemine
ulaşır. Aykırılık ve şaşırtma anlamında Postmodernizme
dahildir. "Postmodernizm hiç bir şeyi yabancılamaz, geçmiş edebiyata
yönlenebilir rahatça." Ama, görsel şiir geleneği yadsır
görünür. "Postmodernizm ütopya ve ideal fikrine karşı çıkar". Görsel
şiirin bir ideali ve ütopyası var mıdır? Bir ideolojiyi savunmazlar
görünürde. Ancak bir akıl yürütmeyle: Modernleşme kavramı
içindeki "özne"yi yok sayan anlayış kapitalizm ile ve dolayısıyla
birer yetke olan "devlet, din ve araçsallıkla da ilintilidir" (2) ,
bunların hepsi bir ideal kavramını gündeme getirir. Görsel şiirin
hedefleri arasında da şiiri modern ideoloji sayesinde nesneleşmiş,
gerçekleri göremeyen şairin hegemonyasından kurtarmak için özneyi
silmek, bilgisayarın kullanımı, dokunulmazlık ve ulaşılmazlıkla
kendini ortaya seren yeni bir "din" anlayışı ve modernizm öncesi
dönemde olduğu gibi birbirinden koparılmış şiir dili ile diğer
sanatsal dalların bütünleştirilmesi ideali var gibi
görünüyor. "Modernizm gelenek kavramını yadsırken sanatsal ifadeyi
ve biçimi bir tür aşkınlığa taşımıştır" (2) ; modernizme eleştirel
yaklaşan "Görsel şiir" de modern ideolojiye karşı çıkmak amacıyla,
sunulan ÅŸiir dizgesini reddedip yeni bir ÅŸiir diline kavuÅŸmak
isterken onunla aynı yere gelmektedir. Şairi ve şiiri indirgemeye
çalışır ve belki de sanatın ne'liği üzerine kafa yorarken "biçimi"
aşkınlığa taşımaktadır ister istemez. Sözü edilenlerin eleştirilen
egemen ideolojiye ait kavramlar olmaları "Görsel şiir"in açmazları
olarak iÅŸaretlenebilir. Bu durumda eleÅŸtirdikleri sistemin/devletin
ideolojisinden beslendikleri ve bu ideolojiyi geri besledikleri de
söylenebilir.
GÖRSEL ŞİİR: "BU SENİN ANLAYABİLECEĞİN BİR ŞEY DEĞİL!"
"Modern ideolojinin dışına taşmak çatışma ve ayrıştırma ile değil
zaten yapısı gereği siyasalı/ toplumsalı bir yana ve kültüreli diğer
yana koymuş, birbirinden ayırmış bu ideolojiye karşı birleştirici
olmak, geleceğe veya geçmişe değil şimdiye ait olmakla mümkündür"
(2). İşte "Görselci şair"ler bu birleşmeyi her şeyi
karıştıran "türler yumağı" "iş"lerinde, atölyelerinde başarmakla
birlikte, ÅŸiir ile kendilerini birleÅŸtiremez, ÅŸimdiye deÄŸil geleceÄŸe
veya geçmişe ait olurlar. Ne kadar isteseler de kendilerini bir türlü
aradan çekmeyi başarmazlar. Çünkü, simgeselden bağımsız olamayan, bu
nedenle de saf olamayan, hiç hoşnut olmadıkları parçalanmış
bütünlüğe dahil olan bir bütünlükleri ya da "kendilikleri" diye
somut bir şey vardır.
Bir başka sorun da görselci şairlerin hırçın ses tonları ve "ya sev
ya terk et" tutumları, kendilerini anlamayanlara ya da eleştirenlere
karşı hep birlikte yönelttikleri "bu senin anlayabileceğin bir şey
değil; bu önemli ve zeki insanların oyunu", "bunun nedenini asla
anlayamazsın, senin aklın ermez, bu uzmanlar için" lafları modern
zihniyetin onlara ne denli yakın olduğunun göstergesi. Unutulmaması
gereken, kör cahil sanılan birinin de satranç tahtasının ortasına
çamurlu postalını koyup, şah! çekebileceğidir Görselci şairler Don
Durito'nun ya da nam-ı diğer Durito-nokta-com'un bile bildiği: "bir
şeyleri değiştirmeye çabaladığımızda, bunun kendimizi de değiştirmek
anlamına geldiğini" (3). unutmuş görünürler.
GÖRSEL ŞİİR : "NEYSE O MU", YOKSA AŞIRI ŞİŞMİŞ ZEKÂ'NIN SANATTAN
ALDIĞI ÖÇ MÜ?
"Görsel şiir" ile konvansiyonel şiir arasında ki fark "ifade biçimi"
ya da dilinde. "Düşüncenin biçimleri de dil ile kurulur"*. Bu da
demektir ki; Görsel şiir dili yeni bir düşünce biçiminin kapısında
durmakta. "Görsel şiir" icracıları bu yeni düşünce biçiminin
etkisiyle olsa gerek şiiri araç edinerek "metafizik olandan" değil
baş belası metafizik gibi bir ayrımdan kurtuluş mümkün mü, ona bir
bakmak istiyorlar. "Görsel şiir"in, şiirin nesnelliğini veya
metafiziğin metafizik olmadığını kanıtlama çabası, nesnel şiir ya da
şairsiz şiir gibi bir durumu veya kendinde-şey'liği imlemekten çok
görselci şairin "zekânın aşırı şişmesi sonucu sanattan aldığı öce"
dönüşüyor sanki ve "neyse o olan" şey olarak şekillenemiyor bu durum,
buna rağmen geçmiş şiiri gözden geçirip düzeltmenin, yeniden
değerlendirmenin, geleceği yok etmemek için onunla hesaplaşmanın bir
yolu olabilir olabilir belki de.
SON OLARAK;
Simgesel düzen içinde, dili her ne olursa olsun bütün şiir
arayışlarının aslında temel olarak kültürel bir yeni gerçeklik
arayışı, kültürel bir özne ve tatmin olma aracı olduğunun altı
çizilmelidir. Ancak ondan sonra, amorf şiirsel yapılar yeni bir
yapıymış gibi adlandırılmadıklarında ya da sunulmadıklarında, "neyse
o" olabilecek şiir için boş bir alanın yaratılabileceği söylenebilir
belki. Çünkü "yeni" olarak dayatılan her dizge var olanın ayna
görüntüsüdür ve ters dönmüş bir eskidir. "Önemli olan yeni bir
yapı/biçim ve anlam oluşturmak değil, yeni için boş bir alan
yaratmaktır". Buna ek olarak metin yoluyla gerçekleştirilmeye
çalışılan görselsesselsözsel bütünlüğün siyasaltoplumsalkültürel
bütünlüğü gerektirdiğini de belirtmek gerekir. Görsel şiirin temel
işlevinin de "yeni bir şey" değil "yeni" için boş bir alan yaratmak
olduğu görülmelidir. Bunlar görülemediğinde asıl amaçlananın "hiç
olmak" (3*), sıfır olmak veya "bütün insan" ideali olduğu akla
gelecek ve o zaman, en azından, şiirin riske atılması ve anlaşılmaz
bir dil kullanıyor oluşu (4*) daha anlaşılır bir durum olacak.
Kaynakça:
1. " Görsel şiirde yapmaya çalıştığımız şey, öznelliğin, yani kişiye
özgü görme yetisinin aşamalarını ve bunun şiire olan etkisini gözler
önüne sermek" Serkan Işın, Monokl , sayı 2, sf:200, DADA
KORKUT:GÖRSEL ŞİİR DE NEYİN NESİDİR? Buna karşılık Poetikhars
sitesindeki kılavuzda "Görsel şiir" için şöyle bir madde de yer alır:
Harflerin, dilin genel geçer kullanımı içinde kabul görmüş bir araya
gelmişliklerini yadsıyabilmeyi ve onları kendi öznelliğimiz
doğrultusunda yeni bir bütünün yeni anlamlar oluşturabilen parçaları
haline dönüştürebilmemizi sağlayarak ifade alanını genişletir (
http://www.poetikhars.com/node/365) Bu iki söylem birbiriyle
çelişmektedir. İlki öznelliğin nesnelliğini kanıtlama çabasıdır,
diğer söylem ise öznelliği yok etmeyi amaçlamaz, aksine vurgular.
İşitsel ve görsel imgeye dayalı şiirde yer alan ve şiirin bütününden
ayrı kendi başına bir anlam taşıyan ya da bütün olan dizeye tam da bu
nedenle karşı çıkılması gerekirken "yeni bir bütünün yeni anlamlar
oluşturabilen parçalarından" söz etmek eleştirdikleri dize yapısı ile
aynı yere gelmek demektir. Diğer yandan her iki söylem de modernizmin
diyalektik çıkmazı içinde yer alır.
2. Hasan Bülent Kahraman, Postmodernite ile modernite arasında
Türkiye: 1980 sonrası Zihinsel, Toplumsal, siyasal Dönüşüm, İstanbul,
Birinci basım:Ekim 2002, Everest yayınları
3. Subcomandante Marcos, Durito'yla söyleşiler, Neoliberalizm ve
Zapatistaların öyküleri, Otonom yayıncılık, 1. basım:Mart
2007, İstanbul
4. Hasan Bülent Kahraman, Türk şiiri, Modernizm, Şiir, Kasım 2004,
Agora Kitaplığı
* Saffet Murat Tura, Freud'dan Lacan'a psikanaliz, Kanat kitap, nisan
2005, 3. baskı
** Görsel ve Somut Şiir kılavuzu' nun Kasım 2005'de güncelleştirilmiş
derlemesi/ Şiirimizde manifestolar kitapçığı/ İLE dergisi
***Susan Sontag, Sanatçı: Örnek Bir Çilekeş, Metis Yayınları, ikinci
basım:Ekim 1998
1* "Konvansiyonel şiir" in isim babasının Serkan Işın olduğu (!)
www.Poetikhars.com'da belirtilmiÅŸtir
2* "Görsel şair"lere "Onlar" demem yine onlar tarafından
oluşturulan Biz- Öteki konumlandırmasından dolayıdır.
3* Bir yanda metafiziğin metafizik olmadığını kanıtlamaya ve somut
şiire ulaşmaya yönelik deneysel çalışmalar sürerken diğer
yanda: "Hiçliğe saygı duyunuz"; (http://www.poetikhars.com/node/373)
ve "kafamızda yer eden şiiri sevmeliyiz ve korumalıyız çünkü o her
daim aşılması gereken bir şeydir, insan gibi (gönderme: Zerdüşt). Bu
aşma sürecinde perspektifler zamanın ve mekânın bir üst görüntüsüne
doğru/eğri kırılır, oradaki-varlık olarak insan bundan böyle kendi
görüntüsüne karışmıştır. Karışma teni ve tini birbirine bağlar, bu
görsel ve somut şiirdir, işin tinsel boyutudur, us ile usdışı arasına
yerleşir" gibi tinsel-tensel bütünlük ya da simyacıların "bütün
insanı" gibi ideallerden söz edilir
( http://www.poetikhars.com/node/355)
4*"Şiir riski yani anlaşılmamayı göze almalıdır, yoksa hiç olur "der
Derrida
Yapı-sökümün kamuflaj evreni: :Yeni bir çerçeve olur ancak diyorum
ben de.
'ezgisiz ama esnaf
'ezgisiz ama esnaf bakışlarıyla soyunan bir kadın
ayartılmaya uygun o çok baygın yerlerim
aÄŸartamaz.'
üç adım sonrasında buna rastladım.
tamam geçti, geçti...
tamam geçti, geçti...
(bkz. visual poetry) çok
(bkz. visual poetry) çok yazmışlar uzun ve prozaik söylemeler. i.ö. 4. yüzyılda görsel-şablon şiirleri (pattern poetry) işler yapmış rodoslu simias'tan beri, bir görsel işler almış başını yürümüş gitmiş. adı üstünde iş yani sipariş gibi bir şey oluyor. tarafsız konuştuğum için bunları söylüyorum. o kadar yüzyıl, bu kadar zaman köprünün altından sular filan kimse kalmamış, elekten elenip gitmiş bu adamlar.
bakıyorsun bir de adam bir harf koymuş alfabeden üzerine bir dalga çekmiş. dalga geçiyorum diyor yani. bir mesaj veriyor orada. denizde de dalga var. hem sahici. bakınca görebiliyorsun. (bkz. visual reality)
hakiki şiir için artık, neo matrixçi süper şiir var. taklitlerinden sakının.
görsel şiir veya başka
görsel şiir veya başka türlüsü, önemli değil, şiirde arayış içinde olan herkesin "artist"liklerinden dem vurdu yıllardan beri hep birileri.[...]şimdilerde zinhar adında bir web sitesi etrafında toplanan gençlere söyleniyorlar.
varlık dergisi bunu sormuyor aslında, "görsel şiirin, şiirin okunmasına bir artısı olacak mı?" diye bir soru dile getiriyor. (belki şiirin bakılmasına bir katkısı olabilir). eğer kriterimiz şiirin okunmasının artırılması ise buna herhangi bir deneyselliğin katkısı olacağını sanmıyorum, ama bence kriterlerde sakatlık var. şöylek:
zinhar ve çevresi, ve hatta daha geniş bir çevre şiirin kendi ve öz sorunlarıyla ilgileniyorlar.
[...]
yeni kelimesi uçucu bir kelime, uçtuğu için güzel, şiirsel deneyim uçucu tasarımlar ortaya atmaktır. görsel şiir kendi kendine takılmadığı yani kendi kendiyle dalga geçebildiği sürece bu güzel. her yeniden iki şey çıkar: biri ağırlık yaratmaktan başka bir işe yaramayan "ağır abiler", diğeri yeni üslublar. görselliği bir üslub edinmeyi denemek lazım. burada bir kaç saptama yapabilirim. yeninin ne kadar yeni olduğunu bildiğimi iddia etmeksizin, zinhar çevresinde yapılıp edilenlerin çok yeni olmadığını söylemek istiyorum. lettrizm 1930; somut şiir 1960 yıllarında denenmiş arayışlar; bunlara dayanarak bir üslub sahibi olmak imkanı kalmadı ( ağır abi hala olunabilir). manifestolar, şiirsel akımlar dönemi de biteli epey oluyor.
[...]
"görsel gençler" e ir kaç ilke önerim var. birincisi: "şehri şiirle savunamazsınız", ama şiirin şehrin savunmasıyla hiçbir ilgisi olmadığını farzederseniz de klişeler tarefından yutulma riski alırsınız.
[...]
buna tepki olan ikinci ilke önerim birincinin devamı: şiirde yer edinmeye aday olabilecek deneyimleri ancak şiirsel deneyimden çıkartabilirsiniz. dadacıların ispatladığı tek birşey var; insan zihninin anlamdan kaçması mümkün olmayan; asli vazifesi anlam üreten bir araç olması.
[...]
ikinci yeni ile hesaplaşma gereği sürdüğüne göre, öncekileri "önemli şairler" rafında tozlanmaya bırakıp her zamanki gibi işe sıfırdan başlayabilirsiniz. görsel şiir yazanlar belkide sıfırdan başlamak için bunu yapıyorlar. yalnız yine birinci ilke önerime takılıyorlar, yani bence o şiirlerin hayatı şiirin hayatından kopma riskiyle karşı karşıya. şiirin dünyayı anlamlandırmaya çalışması gerek. her şair büyük olmayı hedeflemeli, bir üslup sahibi olmayı hedeflemeli. öncelikle öldürmeyeceksin. neyi?. türk şiirini. görsel şiir yazanlar ikinci yeniyle hesaplarşamyı göze almışlar mı? bunu göremiyorum. görürüm diye bekliyorum, çünkü dünya şiiri veya genelde şiirin kendi sorunlarıyla bir tek onlar ilgileniyorlar, türk şiirine de sıra gelir nasıl olsa.
enis akın
varlık - ekim/2007
şiirin görseli makbuldür.
şiirin görseli makbuldür.
ÅŸiirin belki de kendisini
şiirin belki de kendisini daha çok sessizliğe bıraktığı, yalnızca teşhire açık, ritmi yüksek, kısmen müzikle içiçeliği hali, bu müziğin de daha çok trampetik olduğu, sexşiir diye formülize edilecek hali..
(bkz. dichterisch wohnet der
(bkz. dichterisch wohnet der mensch)
kan kaybediyor
kan kaybediyor sanırım
(bkz. poetikhars)
yani şimdi görselci abiler
yani şimdi görselci abiler kızacak bana
"ben cahilim resimden anlamam" desem.
şiirden çok resim demek
şiirden çok resim demek daha uygun kanısı son dönemde zihnimde zuhur eden görüşlerden.
Görsel şiirin okurun
sanatları benim
bkz:osur osur ipe diz
bkz:osur osur ipe diz
bir görsel şiir
bir görsel şiir eleştirisi için bkz: http://kitapzamani.zaman.com.tr/?bl=35&hn=763&sy=20070806
m. ilhan atılgan eleştiri sınırlarına teğet geçmiş.. görsel şiir ve şairler üzerine söylediklerine 'el insaf' diyerek mukabelede bulundum.. 'hallerini trajikomik buluyorum' demekle kalmayıp şöyle noktayı koymuş:
'Böbürlenmek gibi olacak ama; Erke dönergecini de görsel şiircileri de ilk duyduğumda, bunlardan bir şey çıkmayacağını anlamıştım ben.'
ne diyelim sevgili m.ilhan atılgana danışacağız bundan sonra kimden iş çıkar kimden çıkmaz diye..
şiirden anlamayan ben (görselden zaten anlamıyorum tabii) bile üzüldüm doğrusu yazdıklarına.. görsel şiiri beğenmeyebiliriz ama yok saymak hatta hakaretamiz konuşmak bana göre değil.. yine de severim m.ilhan atılgan ı ve yazdıklarını..
10 yıl sonra tekrar
10 yıl sonra tekrar bakarız. Falankesin fındık fıstık görsel şiirinde... diye başlayan bir makul cümle duyarsam geçmiş dönemde yaptığım bütün şairlikler için herkesten özür dileyerek şiiri bırakırım. Öbür türlü bir şey yapmam, şimdiki tarafsız tavrımı korurum.
bu sabah açıp
bu sabah açıp baktığımda bedri rahminin resim anlayışını bilip bilmemekle bedri rahmi şiirine neden yazılı resim dememişti deyişimin ne alakası olduğunu bir anlık da olsa düşünmeme, sonrasında da beni şimdi yazacaklarımı yazmaya sevkeden entridir.(dersem cevap vermiş sayılmam herhalde) bir insanın resminde ve şiirinde aynı anlayışa sahip olması resimle şiiri karıştırmasına sebep olmaz. karıştırmış olsaydı zaten görsel şiir işçisi olurdu herhalde. resimleri şiirleri diye ayrılmazdı işleri. rahatsızlığımız budur. bana mutluluğun resmini çizebilir misin abidindir. neden tabloların şiiri yazılmıştır da şiirlerin tablosu çizil(e)memiştirdir. burda nesnel olan eleştiri budur. öznel olanlar da hoşlanırım hoşlanmam meselesinden öteye gitmez. hissidir yani. benim görsel işlere bakınca hissettiklerim gibi.
2007 Eylül Yasakmeyve
2007 Eylül Yasakmeyve dergisinin dosya konusu görsel şiir olarak belirlenmiştir. Dergi ile birlikte ayrıca bir de "görsel şiir kitabı" verilecektir. Böylelikle görsel şiir kendi imkanları dışında Siyahî dergisinden sonra ikinci kez bir edebiyat dergisine dosya konusu olmuştur.
2007 yılı içinde ayrıca İLE dergisi ile birlikte 100-120 sayfalık bir görsel şiir derlemesi verilecektir. Ayrıca yine aynı yıl içinde Karşı-Sanat'ta "Görsel Şiir" konulu bir panel bir de sergi meraklılarını bekliyor..
Bildiğimiz anlamı ile şiirin sonu
Daha sonra silinmek üzere
Daha sonra silinmek üzere işaretliyorum ama;
Sözlük de olsa, kavram da olsa, şu da bu da olsa, örneğin burada bu kadar edebiyatçı arasında "ağabey şu ne ki, valla bu ne ki" vs. gibi cevaplar/konular/sorular irrite edici. Edebiyat/Kültür sitesi açmayı "PhpNuke Forum" açmak sanan bir sürü insan arasında değiliz, sanıyorum. Bu tür bir şımarıklığı herhalde kimse kaldırmak zorunda değil. "Abüü görsel şiir ne kü" gibi bir soruyu herhalde en sakin biçimde cevaplayabildiğim için kendimi şanslı ve de olgun hissediyorum.
Bildiğimiz anlamı ile şiirin sonu
Özetle, görsel şiir,
Özetle, görsel şiir, teknik olarak somut şiirin sonrasında krize giren Avangard hareketlerin, kendilerine buldukları bir yol. İşin içinde posta sanatı gibi, kopya sanatı gibi, fluxus gibi unsurlar var. Temsil/orjinal problemine, mimesis'e, sese dayalı konuşmaya ve metne yani derrida'ya kadar uzanan tonla şeyler var. Bunlarla birlikte Türkçe'nin "yazılı" serüveninin de işin içine katıldığını belirtmek gerek. Böylece görsel şiir sessel-metinsel-görsel öğelerin tek bir öğe altında (söz/kelime/yazı) ikame edilmediği, yepyeni topografik imkanların arandığı bir şiir olarak karşımızda (daha çok karşınızda) duruyor.
Bildiğimiz anlamı ile şiirin sonu
görsel şiire karşıt
görsel şiire karşıt eşrafın-isim oldular fena mı, görsel karşıtları!- sürekli söyledikleri bir sanalizasyon lafı var ya, yani birey yalnızlaşıyormuş, görsel şiir tekno- dünyanın ürünü olarak bireyi açmaza düşürüyormuş, adam bahçesinde bamya yetiştirecek kadar huzurlu, yürürken ucuz ruj satan bir seyyar satıcıyı görmeyecek kadar dingin, görsel şiir kendisinin huzurunu kaçırıyor, ne yapsın...
gördüğüm kadarı ile bir
gördüğüm kadarı ile bir nevi grafik tasarım.Tipografi ile bağlantılı ve zaman zaman çok anlamlılık üzerine kurulu gibi geldi bana.Nesi şiir anlayamadım.Ama zaten her şiir okuma denememde neredeyse oturup ağlayacak gibi olurum şiirle hiçbir bağlantı kuramam nedir bilemem.
Görsel Şiir konusu Türk
Görsel Şiir konusu Türk Resim tarihi bilinmeden pek de anlaşılacak konular değil zaten. Hele çoluk çocuğun yorumlarina, şiir zannettiği şeye, şeyi gibi sarılarak konuşmalarına bağlı kalacak birşey de değil. O yüzden tartışmanın zaten nereden başladığı, kendince dalga geçen mahmutların ne kadar bilgisi olduğunu vs az çok anlayabiliyoruz artık.
Ayrıca görsel şiiri roşa tes