erotik ve pornografik edebiyat

0
points

...

okyanus's picture

paulo coelho/onze minutes

0
points

paulo coelho/onze minutes

asiye kurtulmaz's picture

seni en son kim kurcaladı?

0
points

seni en son kim kurcaladı?

admino's picture

edebiyatın edepli olanı

0
points

edebiyatın edepli olanı makbuldür...

[collapse]Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine[/collapse]

rewi's picture

açılan başlığa tanım

0
points

açılan başlığa tanım yapılması ya da başlık hakkında yorum yapılması anlaşılabilir de uzun uzun örnek metinlerin verilmesinin neden gerektiğini anlamadığım başlıktır.

zikram's picture

aslı serin/bakire kızlar

0
points

aslı serin/bakire kızlar manifestosu .

mr. grey's picture

Wilbur Smith - Büyücüler

0
points

Wilbur Smith - Büyücüler Kralı

Trok en sonunda kılıç kemerinden kurtulabilmişti, kın takırtılar arasında fayansların üstüne çarptı. Erkek sendeleyerek kızın üzerine geldi, "istediğin kadar çırpın, güzelim," diye geveledi. "Sen tekmeler atıp bağırdıkça erkekliğim daha da yanıp tutuşuyor."
Bir kolunu Mintaka'nın beline doladı, öbürüyle de kızın memelerinden birini avuçladı. "Aman tanrım, ne olgun ve sulu meyvedir bu?" Kılıcın kabzasıyla arabanın dizginlerinin nasırlaştırdığı parmaklarıyla kızın göğsünü sıktı. Duyduğu acıdan çılgına dönen Mintaka bağırmaya ve erkeğin kollarının arasında çırpınmaya başladı. Bu arada Trok'un gözlerine doğru bir hamle daha yaptı.
Fakat erkek onun bileğini yakaladı. "Bana bir daha o numarayı yapamayacaksın," diyerek kızı havaya kaldırdığı gibi yatağa geri götürdü.
Mintaka, "Maymun!" diye bağırdı. "Pis kokulu, kıllı maymun. İğrenç hayvan."
"Ne tatlı bir aşk şarkısı söylüyorsun, güzelim. Beni ne kadar arzuladığını duydukça erkekliğim bir kat daha kabarıyor."
Böyle diyerek kızı yine yatağın üstüne fırlattı ve bu kez göğsünün üstüne bastırdığı kaslı koluyla hareketsizleştirdi. Yüzü Mintaka'nınkinin sadece birkaç santim uzağındaydı. Sakalı kızın yanaklarına batıyor, nefesi ekşimiş şarap kokuyordu. Mintaka yüzünü öbür yana çevirdi. Trok sadece güldü ve bir parmağını kızın entarisinin boynuna geçirerek kumaşı bel hizasının altına kadar yırttı.
Bundan sonra kızın göğüslerini ortaya çıkardı ve onları birbiri arkasından taze ette kırmızı parmak izleri bırakacak derecede kuvvetle sıktı. Meme başlarını da çimdikledi ve renkleri koyulaşana kadar onları çekiştirdi. Sonra sağ elini Mintaka'nın karnının üstünde gezdirdi. Kalın parmaklarından birini kızın göbek deliğine soktu, arkasından da elini zorla bacaklarının arasına sokmaya çalıştı. Mintaka onu engellemek için bacak bacak üstüne attı.
Trok birdenbire doğruldu, kızın belden aşağısının üstüne ata biner gibi oturdu ve debelenememesi için bütün ağırlığıyla bastırdı.
Hemen arkasından tuniğini üzerinden koparırcasına çıkardı. Çırılçıplak kaldı. Vücudu savaş, av partileri ve katı oyunlar tarafından biçimlendirilmişti, Mintaka da görüşünün acı, gözyaşları ve korkudan bulanmış olmasına rağmen, geniş omuzları, taşan kasları ve bir Lübnan sedirinin dalları gibi kalın ve güçlü bacakları fark eder gibi oldu.
Trok kızı hâlâ altına mıhlayarak karnı Mintaka'nınkini bastıracak şekilde vücuduna çekidüzen verdi, göğsünü örten kaba kıllar bu arada kızın göğüslerini tırmaladı. Kızcağız, erkeğin dev organının karnını dürttüğünü dehşet içinde hissetti.
Artık yalnız vakarı ve namusu için değil, aynı zamanda hayatı için savaşıyordu. Erkeğin yüzünü ısırmaya çalıştı, ama keskin küçük dişleri adamın sakalının ötesine geçemedi. Bunun üzerine adamın sırtını tırmaladı, tırnaklarının altı da Trok'un derisinin parçalarıyla doldu, ama adam bunu hissetmiyordu bile.
Bir dizini kızın bacaklarının arasına sokmaya çalışıyordu, fakat genç kız bir bacağını ötekine takarak onları adeta kilitlemişti. Vücudunun belden aşağısının her kası korkuyla tiksintiden donmuş, tanrıçanın granit heykeli kadar yol vermez kesilmişti.
İkisi de terliyordu, ama erkek daha fazla. Terler vücudundan akarak derilerini yağlıyor, erkeğin dev organı kızın karnının üstünde kayarak bacaklarının birleştiği noktayı zorluyordu.
Trok birden belden yukarsını kaldırdı ve elinin ayasını var gücüyle kızın yüzüne çarptı. Tokat kızın sıkılmış çenelerini sarstı, dudaklarıyla burnunu ezdi. Mintaka ağzına kanların aktığını hissetti ve kafasının içini karanlık kapladı.
Trok, "Açıl, kaltak!" diye kızın üstünde soludu. "O sıcak küçük yarığını aç ve beni içeri al." Bir yandan konuşurken kalçalarını bastırıyor, Mintaka da o iğrenç cismin vücudunun üstünde yılan gibi kaydığını hissediyordu. Duyduğu acıya ve kafasındaki karanlığa rağmen, erkeğin vücuduna girmesini önledi, ama uzun zaman dayanamayacağını biliyordu. Trok fazla ağır ve kuvvetliydi.
"Hathor, bana yardım et." Mintaka gözlerini kapayıp dua etti. "Güzel tanrıça, bunun olmasına müsaade etme!"
Erkeğin üstünde inlediğini duydu ve kızın gözleri birden sonuna kadar açıldı. Trok'un yüzü biriken kandan şişmiş ve esmerleşmişti. Mintaka onun sırtını kamburlaştırdığını hissetti; Trok bir yeri ağrıyormuş gibi inliyordu. Gözleri sonuna kadar açılmıştı, ama hiçbir şey görmüyordu ve hücum eden kandan kıpkırmızıydı. Ağzı korkunç bir mağara gibi açılmıştı.
Mintaka ne olup bittiğini anlayamıyordu. Bir an tanrıçanın yalvarışını duyduğunu ve kutsal okuyla Trok'u vurduğunu zannetti.
Hemen arkasından sıcak bir sıvının midesinin üstüne püskürdüğünü hissetti, sıvı hem de o kadar sıcaktı ki sanki derisini haşladı.
Püskürtünün yolu üstünden kaçmaya çalıştıysa da adam fazla ağır ve güçlüydü, iğrenç püskürtü sonunda zayıfladı ve kurudu. Erkek şimdi hareketsiz yatıyor, Mintaka da tekrar harekete geçmesi korkusuyla kımıldayamıyordu. Uzunca bir zaman öylece kaldılar. Neden sonra saray duvarlarının dışında bekleyen kalabalığın çirkin bağrışlarının ikisi de bilincine vardılar. Trok doğrulup altındaki kıza baktı. "Beni rezil ettin, küçük sürtük. Tohumumu boş yere akıttın," diye hırladı.
Mintaka daha ne olduğunu anlayamadan erkek onu ensesinden kavradı ve yüzünü beyaz koyun postuna bastırdı.
"Korkma," diye hırladı, "bal kâsendekini elde edemediğime göre burnunun kanından yararlanacağım."
Mintaka'yı yana itti ve kanayan yüzünden saf beyaz yünün üstüne akan kanın oluşturduğu koyu kırmızı lekeyi beğeniyle seyretti. Sonra ayağa fırladı ve anadan doğma haliyle kepenklerin başına gitti, onları bir tahta çatırdısı arasında tekmeleyerek açtı. Bundan sonra parlak güneş ışığına çıktı.

mr. grey's picture

1889’da, Bağdat'ın 150

0
points

1889’da, Bağdat'ın 150 kilometre uzağındaki Sümer kenti Nippur'da bulunan, 55 yıl önce de ABD'li Sümerolog Samuel Noah Kramer tarafından okunan ve Türkçe’ye de Türkiye'nin ilk Sümeroloğu Muazzez İlmiye Çığ tarafından çevrilen bu 4 bin yıllık çivi yazısı tablet şiiri;

Damadım, kalbimin sevgilisi
Güzelliğin büyüktür baldan tatlı
Aslan, kalbimin kıymetlisi
Güzelliğin büyüktür baldan tatlı

Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır
Yatak odasında bal doludur
Güzelliğinle zevklenelim
Aslan seni okşayayım

Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır
Damadım benden zevk aldın
Annem söyle sana güzel şeyler verecektir
Babam, sana hediyeler verecektir.

Sen beni sevdiğin için
Lütfet bana okşayışlarını
Benim Tanrım, benim koruyucum
Tanrı Ellil'in kalbini memnun eden Şusin'im
Lütfet bana okşayışlarını

mr. grey's picture

Melisa P.- Yatmadan once

0
points

Melisa P.- Yatmadan once yüz fırça darbesi
...
Sırıtarak geldi. Ben de sinirli bir gülümseme ile karsılıkverdim.
Tek kelime etmeden kepengi indirdi, odasının kapısınıkilitledi, bir an bana baktı, pantolonunu indirdi,
donuyla kaldı.
"Eee? Niye hâlâ giyiniksin? Soyunsana," dedi yüzünü burusturarak.
Ben soyunurken gülümseyerek bana bakmaya devam etti.
Çırılçıplak kaldıgımda, kafasını hafifçe
egerek "Eh! Pek fena sayılmazsın. Anlasılan iyi bir anlasma yapmısım," dedi.
Bu kez gülmedim,
sinirliydim ve kepenklerin arasındansüzülen ısıkta bembeyaz ve duru tenli gözüken kollanmabakmayı
sürdürdüm. Boynumdan öpmeye basladı, sonra yavas
yavas asagılara inmeye basladı. Gögüslerime,
sonra yavas
yavas "Gizenr’egeldi.Lethe’de su kıpırdanmıs, akmaya
baslamıstı bile.
"Niye tüylerini almadın," diye söylendi.
"Böylesi daha çok hosuma gidiyor," dedim aynı ses tonunda.
Basımı hafifçe egdigimde uyarıldıgını görebiliyordum. Ozaman baslamak isteyip istemedigini sordum.
"Nasıl yapmak istersin?" diye sordu duraksamadan.
"Bilmem. Sen söyle. Daha önce hiç yapmadım ki," dedim,
söyledigimden azıcık utanarak.
Karman çorman yatagına uzandıgımda çarsaflarının soguklugunu
hissettim.Daniele üstüme çıktı,
dikdik gözlerime
baktıktan sonra, "Sen üste çık," dedi.
"Canım acımaz degil mi yukarıda olunca?" diye sordum acıklı bir sesle.
"Umurumda bile degil," dedi yüzüme bile bakmadan.
Üzerine çıktım ve aletinin bedenimin merkezine dogruyol almasını bekledim. Canım biraz acıdı, ama
öyle dayanı-lamayacakgibi degildi. Içimde oldugunu hissetmek, sandıgım
gibi beni alt üst edecek kadar
kıskırtıcı degildi, aslındatam tersiydi. Içimdeki organı canımı yakıyordu ve sıkıntı veriyordu. Ama ona o
sekilde takılı kalmak zorundaydım.
Agzımdan tek bir inilti çıkmadı, dudaklarım bir gülüslegerilmisti. Duydugum acıyı yansıtmak, ona,
yasamak istemedigi
duygulan açıklamak anlamına geliyordu. Bedenimikullanmak istiyordu, aydınlıgımı
görmek degil.
"Hadi küçügüm, canını acıtmayacagım," dedi.
"Sakin ol, korkmuyorum. Ama sen üste çıkamaz mısın?" dedim tatlı bir gülüsle. Oflayarak kabul etti
ve üzerime atladı.
"Bir sey hissediyor musun?" dedi yavasyavas gidip gelmeye
basladıgında.
"Yo, hayır," dedim, acı duyup duymadıgımı kastettiginisanarak.
"Nasılyoo ? Prezervatifin etkisiyle olsa gerek..."
"Bilmem," dedim "Herhangi bir acı hissetmiyorum".
Yüzünü burusturarak baktı ve "Hassiktir, bakire degilsin!"
diye patladı.
Hemen yanıt vermedim. Sasakalmıstım. "Nasıl degilim?Affedersin ama bu ne anlama geliyor?"
"Kimle yaptın daha önce ha?" diye sordu üzerimden hızla
kalkıp yerlere saçılmıs giysilerini toplarken.
"Kimseyle yapmadım, yemin ederim ki!" dedim haykırarak.
"Hadi... Bugünlük isimiz bitti,"
Daha sonra olanları anlatmam gereksiz, Günlük. Aglamaya yada bagırmaya bile cesaret edemeden oradan ayrıldım.
Yüregimi daraltan ve sinsisinsi kemiren bir hüzün ile tek basıma kalmıstım.

şorrikli yaşar's picture

fantazilerimi buduyorum ama

0
points

fantazilerimi buduyorum ama edebiyat olması için kökünden sökmem gerekecek. biraz düşünmeliyim. kök mü edebiyat mı... köklü edebiyattan buyurmaz mıydınız!!!

okyanus's picture

Yazar Benjamin

0
points

Yazar Benjamin Peret
(1899-1959)

Turp ve tere satıyordu
bahçesinde yetişen tere,
dikleştirdiği turp satıyordu kız.
Güzel bir kızdı
kalçaları görünüyordu kıyı bucaktan
ve kıyı bucak çok küçüktü
bayrak gibi dalgalanan kalçaları için
organını ararken.
Gün boyunca şark ı söylüyordu:
pantolonumda bir kuyruk var
bir kuyruk var elde edemezsin.
Girip çık istediğin kadar
Doyuma ulaşan hep benim.

Anan oğuşturduğunda tomurcuğu
bütün ev inler
ve komşu erkekler balkona koyarlar kamışlarını
kırlangıçlar okşarlar kanatlarıyla onları
ve uçup gider ev
taşakları olmayan papazın sakalına.
Oğuşturdukça oğuşturur
Sanırsın Mont Blanc tepesini parlatır
Zavallı kadın yıpratacaksın bu tomurcuğu.
Oğuşturur ve doyuma ulaşır
Sanınsın büyük deniz çalkantısı
Papaz temizlenmiştir
ve başı girer tanrının kıçına
Komşuların kamışlarını çekme zamanıdır
Yağmur yağması bitti bugünlük.

“Hapsedilen Paslar”

okyanus's picture

Yazar Süleyman (İsa’dan

0
points

Yazar Süleyman
(İsa’dan Önce bininci yılın ikinci yarısı)

1. Ne güzelsin, ey dostum benim, ne güzelsin! Gözlerin güvercin gözleri, içinde saklısı olmayan. Saçların Galaad dağına çıkan keçi sürüleri.

2. Dişler in yıkama teknesinden çıkan, hepsi çift meyve taşıyan, hiçbirinin kısır olmadığı koyun sürüleri gibi.

3. Dudakların kıpkırmızı şeritler gibi; sözlerin pek hoş. Yanakların bir narın yarısı, içinde hiçbir saklısı olmayan.

4. Davud’un geniş yollarla kurulmuş kalesi gibi boynun: bin kalkan, en kahraman silahlar asılmış.

5. Zambaklar arasında otlayan dişi karacanın küçük ikizleri gibi memelerin.

6. Gün doğana ve gölgeler uzayana kadar günlük dağına, buhur tepesine gideceğim.

7. Pek güzelsin sevgilim, hiç leke yok sende.

8. Lübnan’dan gel, eşim benim; gel Lübnan’dan, başına taç takılacak; Amana dağının tepesinden gel, Sanir ve Hermon tepelerinden, aslanların mağaralarından, leoparların dağlarından.

9. Gönlümü yaraladın, hemşirem, eşim benim, bir bakışınla, saçının bir teliyle.

10. Ne güzel memelerin, hemşirem, eşim benim! Şaraptan daha güzel memelerin, kokun bütün kokulardan üstün.

11. Dudakların, eşim benim, bal damıtan ışıltı; bal ve süt dilinin altında ve buhur kokusu gibi giysilerinin kokusu.

12. Hemşirem, eşi m bir kapalı bahçe; o kapalı bir bahçe ve mühürlü çeşme.

13. Narlar, çeşit çeşit Kıbrıs meyveleri, hintdarılarıyla dolu lezzet bahçen.

14. Hintdarısı ve safran, kokulu kamış ve tarçın, günlük ve sarısabır ve en harika kokular birarada Lübnan ağaçlarıyla.

15. Oradadır bahçelerin çeşmesi, Lübnan’ın coşkuyla akan canlı sularının kuyuları.

16. Çek git, poyraz; gel, meltem; es bahçemin her yanından, yayılsın kokular.

“İlahiler İlahisi”

okyanus's picture

Yazar Ali Serghini (1952)

0
points

Yazar
Ali Serghini
(1952)

olmayan gece

Yemekten sonra erkekler namazlarını kılmak üzere ayağa kalktılar. Tanrıyı düşünmekte, ibadete kendini vermekte en büyük güçlükleri çeken, Zakia’nın kocasıydı. Hemen karısına sahip olmak istedi, kendiyle dindar iradesi arasına erotik görüntüler gelip girdi. Kendisini ayartan şeytana lanetler okudu, kamışı pantolonunu kabartıp da kendisini elegüne rezil etmeden namazını hemen bitirmeye baktı.

Zakia onu yatakta bekliyordu. Şalvarını çıkarmıştı. Yalnızca kalın pamuk yorganın altındaki sıyrılmış geceliği bedeninin bir kısmını örtmekteydi. Kocası çabucak içine girdi. Aç organın kendisini ikiye ayırdığını duyumsadı, duyarsız bir biçimde kaldı.

Adamın organı sıvısını akıttı, sertliğini yitirdi. Zakia iç kaslarını kısıp gevşeterek artık pörsümüş organın çıkmasını kolaylaştırdı.

Yataktan kalkıp yıkanmaya gittiler. Erkeğin boy abdesti daha uzun sürdü. Biraz önceki cinsel ilişkinin pisliğini atmak için bütün bedenini sudan geçirmek zorundaydı. Yeni gusül abdestleri uyguladı; son akşam namazı onu beklemekteydi. Zakia yeniden yatağa döndü. Kocasının sesini duydu. Sureler okumaktaydı. Dölün tutması için cinsel organının kaslarını kısıp gevşetti.

Kocasının evin önünde denize karşı yerleşmesini duydu; elini bacakarasına kaydırdı ve uyuyakaldı.

okyanus's picture

Yazar Charles

0
points

Yazar Charles Baudelaire
(1821-1867)

Çıplaktı sevgili ve bildiğinden gönlümü okşadığını
Yalnız çın çın öten takılarını bırakmıştı üstünde,
Zafer kazanmış havası veriyordu pahalı takıları
Mores kölelerinin taktıkları mutlu günlerinde.

Bu parıltılı metal ve taş dünyasının o dansettiğinde
Çıkardıkları canlı mı canlı ve alaycı gürültüsü,
Kendimden geçiriyor beni, seviyorum delicesine
Sesi ışığa karıştıran nesnelerin görüntüsünü.

Uzanmıştı, okşayıp sevmeye bırakmış kendini,
Keyifle gülümsüyordu divanın üstünden
Derin aş kıma, tatlı aşkıma deniz gibi,
Yalıyarına yükselircesine ona doğru yükselen.

Eğitilmiş kaplan gibi bana dikmişti gözlerini,
Belirsiz ve düşçü bir havayla çalımlar atıyordu
Ve şehvetperestlikle birleşen iç temizliği,
Değişimlerine yeni bir çekicilik katıyordu;

Kolu ve bacağı, baldırı ve kalçaları kaygan
Yağ gibi, kuğununkiler gibiydi kıvrıntıları,
Geçiyordu ışıltılı ve erinçli gözlerimin önünden
Göbeği ve göğüsleri, üzüm bağımın o salkımları;

İlerliyorlardı, kötülük meleklerinden daha tatlı,
Ruhumun için e girdiği dinginliği bozmak için,
Sessiz ve yalnız, üstünde oturduğu
Billur kayasını rahatsız etmek için.

Yeni bir resimde birleştiğini görüyordum sanki
Antiop’un kalçalarıyla büstünü bir tüysüzün
Kalçaları yüksekte kalmış, alçakta beli.
Harikaydı bu yaban ve esmer tene sürülen düzgün!

Yalnız bir yuva gibi, ölmeye boyun eğen
Lamba odayı aydınlatıyordu,
Her seferinde parıldayan bir iç geçirirken
Amber renkli bu teni kan basıyordu!

okyanus's picture

Yazar Federico Garcia Lorca

0
points

Yazar
Federico Garcia Lorca

Onunla ırmağın kıyısında seviştim,
Eşini aldatıyormuş yosma
Kocasızdır sanıyordum.
Gece Santiago gecesiydi,
Anlaştık, sözleştik buluşmaya
Söner sönmez ışıklar,
Öterken cırcırböcekleri.
Son kale bedenlerinin köşesinde
Uyuşuk memelerine dokundum
Açıldı sümbül dalları gibi
Bana göğüsleri.
On iki bıçakla yırtılan
İpek gibi hışırdıyordu
Kolalı eteği kulaklarımda.
Aşıp geçince kütükleri
Dikenleri ve katırtırnaklarını
Balçığa gömüldü
Delik açarak saç topuzu.
Ben krav atımı çıkarırken
O çıkardı eteğini
Ben kemerimi çıkarırken
O ardı ardına korselerini.
Altımda kayıyordu kalçaları
Yarısı tutuşmuş, ürkek
Tatlı su balıkları gibi.
O gece gördü dört nala
Kalktığımı en güzel gezintimde,
Üzengisiz ve gemsiz
Sedefli tayımın üstünde.
Erkeğim, diyemem kimseye
Onun bana söylediklerini:
Çok ölçülü davranmayı
Öğrendim bu işlerde.
Öpücüklere, kumlara banmıştı
Suyun kıyısından çıkardım onu;
Kılıçlarını sallıyorlardı süsenler
Gecede rüzgar estikçe.

okyanus's picture

Yazar Joyce

0
points

Yazar Joyce Mansour
(1928-1986)

Bırak seveyim seni
Hoşuma gidiyor koyu kanının tadı
Dişsiz ağzımda uzun uzun tutuyorum
Yaman yakıyor boğazımı
Hoşuma gidiyor terin
Seviyorum sevinçle ışıldayan
Koltukaltlarını okşamayı
Bırak seveyim seni
Bırak yalayayım kapalı gözlerini
Bırak deleyim onları sivri dilimle
Salyamla doldurayım göz çukurlarını
Bırak kör edeyim seni

*

Beslenmek için karnımı istiyor sun
Doymak için saçlarımı istiyorsun
Memelerimi istiyorsun traşlı başımı
Usul usul ölmemi istiyorsun
Ölürken çocuk sözcükleriyle mırıldanmamı istiyorsun

*

Işıklı gözlerine çıplak görünmek istiyorum
Beni zevkle bağırırken görmeni istiyorum
Ağır mı ağır bir yük altında bükülmüş organlarım
Seni sınır tanımaz eylemlere itsin
Sunduğum başımdaki parlak saçlar
Çıldırışınla bükülmüş tırnaklarına takılsın
Tüysüz bedenime yukardan bakarak
İnanarak kör kal ayakta

“Çığlıklar”

akl-ı evvel's picture

pornografi sadece cinsel bir

0
points

pornografi sadece cinsel bir manayı havi değildir.yani mesela bir şeyi pornografik diye niteliyorsanız estetiksiziliğinden, ortalamanın aşağısından bahsediyorsunuz demektir.pornografi dolaysızdır, estetik değildir.estetik değilse bir şey sanat da değildir.gerçi estetiğe ilişkin tanımlar hızla değişiyorsa da bu anlayışın hala geçerliliğini koruduğu ortada.

trojan's picture

mellisa darbeleri vardı.

0
points

mellisa darbeleri vardı. darbeli edebiyat da denilebilir. henry miller amcamızın meşhur anais'i şeyetme edebiyatı da kayda geçilmelidir. yanı kısacası uçkur edebiyatıdır. bu edebiyatın alıcısı çok olduğundan satıcısı da çoğalmıştır. el altından öyküler ile marquez de sade sadist amcamız hayatın anlamı ve cinsellik manaları ile ilgilenmiş sonra da sıyırmıştır. erotizim neyse ama pornografi "ıyyy iğrenç" sesleri ile karşılansa da darbeli ve tonlu edebiyatın geçim kapısı olduğu hepimizce malumdur. peki anlatmak suç mudur? elbette ki anlatmamak kadar masum bir olaydır velakin ahlakı sanat ve sanat dışı olarak telakki etme yanlışlığı temel problemdir. yani pornografik ve hatta hard olabilecek cümleleri bir entellektüel birikimi olmayan ve sıradan halk söylerse "abazanlık" bağlamında ele alınırken tanınmış yazarlar söylerken "sanat" bağlamında ele alınır. mesela melissa p bacımız 16 yaşının verdiği ateşle bilmem şey etmesini okuyanus yayınları sanat olarak değerlendirmesi ne kadar doğrudur? peki ahmet mehmet 16 yaşında bir kız ile evlenince neden sübyancılıkla suçlanır.
gabriel garcia marquez araya hayatı sorgulayan şeyler koyup sevişmeyi anlatıyor. bu şimdi abazanlığın hangi boyutudur? ya da ahmet altan tamamen hayvan anlatıyor. ve diğerleri ve diğerleri.

sevişmek güzeldir amenna.
bunu köydeki ali veli yapınca da aynı
bunu sanat dünyamızın güneşi de yapsa aynı...

porno daima vardır sadece örtüktür...
yaşasın tağutlar için cehennem.

okyanus's picture

Yazar David Herbert Lawrence

0
points

Yazar David Herbert Lawrence

(1885-1930)

“Leydi Chatterley’in Aşığı”

Bu kısa yaz gecesinde çok şey öğrendi. Bir kadının bu yüzden utançtan öleceğini düşünmüştü. Oysa ölen utanç oldu. Utancı, yani korkuyu, bu organik derin utancı, bedenimizin kökleri arasında pusuya yatmış bu çok eski fiziksel korkuyu yalnızca cinsel isteğin ateşi yenebilir. İşte Constance sonunda uyanmış ve erkeğin cinsel organının onu balta girmemiş ormanına sürüklediği avında yolundan sapmıştı. Artık doğal yapısının gerçek kaidesine dokunabilmiş ve utangaçlığı kalmamıştı. Kendini çıplak ve utanma olmayan bir cinsel istekte düşünüyordu. Utkusuna en uç noktalara kadar tanıklık ediyordu. İşte böyleydi yaşam! İnsan gerçekten böyleydi! Gizlenmesi, utanılması gereken hiçbir şey yoktu. Çırılçıplaklığını bir erkekle, başka bir varlıkla paylaşıyordu.

Ne iblistir şu ayıp denen şey! Ne gerçek iblistir! Ona katlanmak için çok güçlü olmak gerekiyordu. Organik utangaçlığın en derin ve en uzak köşelerine, balta girmemiş bedensel ormanın orta yerine ulaşmak o kadar kolay bir şey değildi. Yalnız erkeklik organı onu keşfedebilirdi. Ve o adam bunu nasıl da yapmıştı ya! O ise korkusu içinde ondan tiksinmişti. Yine de ne kadar istemişti! Artık biliyordu şimdi. Ruhunun derininde bu sertleşmiş organı temel bir gereksinim olarak duyumsamış, onu artık hiç tanımayacağını sanarak gizlice içine çekmişti. Oysa o kendini birdenbire sunmuştu, bir adam son ve tüm çıplaklığını paylaşıyordu. Utanmıyordu artık.

Ne yalancıdırlar şu şairler ve diğerleri! Sizi duyguya gereksinim olduğunu inandırırlar. Oysa en yüce gereksinim ince, eritip bitiren ve daha çok korkunç cinsel istektir.

okyanus's picture

Yazar Isidore Ducasse Comte

0
points

Yazar Isidore Ducasse
Comte de LAUTREAMONT

(1846-1870)

Yatağımı paylaşma ateşiyle yanan erkeğin beni gelip bulmasını beklerken, konukseverliğim için kesin bir koşul sürüyorum öne: on beş yaşından büyük olmaması gerek. Otuz yaşında olduğumu da sanmaması gerek; sansa ne olur? Yaş, duyguların yoğunluğunu azaltmıyor ki ve saçlarımın kar gibi beyazlaşması yaşlılıktan değil: tam tersine, bildiğiniz nedenlerden dolayı. Kadınları sevmiyorum ben! Ne onları, ne de erdişileri! Bana benzeyen varlıklar gerek bana; alınlarında en kalın ve silinmez harflerle insan soyluluğu yazılı olanlar gerek! Uzun saçları olan kadınların benimle aynı hamurdan olduğundan emin misiniz? Sanmıyorum ve bu düşüncemi değiştirmem. Nedendir bilmem, deniz suyu tadında bir salya akıyor ağzımdan. Ondan kurtulayım diye kim emer? Yükselir... hep yükselir! Nedir bilmem. Yanımda yatan erkeklerin kanlarını kana kana içtiğimin ertesi günü (haksız yere benim vampir olduğum düşünülüyor, çünkü mezarlarından çıkan ölülere bu ad veriliyor; oysa ben canlıyım) bir kısmının ağzımdan çıktığının ayrımına vardım: işte o iğrenç salyanın açıklaması. Kötülük nedeniyle güçsüz düşen organlar beslenme işlevlerini yerine getirmeyi reddediyorlarsa ne yapayım ben?

“Maldoror’un Şarkıları”

jesannah's picture

Pornografik edebiyat diye

0
points

Pornografik edebiyat diye bir şey yoktur. Edebiyat siz ne algılıyorsanız odur. Pornografi olarak algılıyorsanız sizin sorununuzdur.

okyanus's picture

Yazar Vladimir

0
points

Yazar Vladimir Nabokov
(1889-1977)

LOLITA

Bana doğru yuvarlandı, yaldızlı ve ılık saçları köprücük kemiğime dokundu. Beceriksiz bir biçimde uyanıyormuş gibi yaptım. Uzun bir zaman şaşkın şaşkın kaldık. Saçlarını sevecenlikle okşadım ve sevecenlikle kucaklaştık. Sıkıntıma gülünç bir titizlik gösterdi - öpücüklerinde öyle merak uyandıran, hünerli bir şey vardı ki, çok önceden sevici bir kadınla ilişkisi olduğu sonucunu çıkardım. Elmacıkları pembeydi, alt dudağının kıvrımı ışıldıyordu - kendimden geçişim yakındı. Birdenbire, hıçkırırcasına çılgın bir şakraklıkla ağzını kulağıma yaklaştırdı ve bir kahkaha patlattı, alnına düşen perçemini geri itti ve saldırıya geçti. Sonunda bende uyandırdığı şeyi anladığım gibi her şeyin yapılabileceği bir düş evreninde, büyüleyici bir dünyada yaşıyormuşum duyumuna kapıldım. Charlie’yle uyguladığı oyunları bilmediğimi söyledim. “Ne? Hiç yapmadınız mı?” diyerek yüzünü bulantı duymuş gibi, kuşkulu bir biçimde buruşturdu. “Doğru mu? diye ısrarla sordu, üstümde diz çökmüşken. Küçükken hiç yapmadınız mı bunu?

-Hiç, diye yanıtladım - ve gerçek olan da buydu.

-Okey, dedi Lolita. Nasıl yapılacağını göstereyim.”

Hayır, Lolita’nın kendini beğenmişliklerinin ayrıntılı öyküsünü bilge okurlarıma anlatmayacağım. Yalnızca şunu bilmemiz yeter: kadınsı çizgileri daha yeni oluşan bu çekici kız çocuğunda en ufak bir utanma duygusuna rastlamadım. Yeni eğitim yöntemleri, gençlik gelenekleri, daha ne bileyim, kuşku götürür tatil kampları sanayisi bu kızı tümüyle, çaresi bulunmayacak bir biçimde baştan çıkarmıştı. Onun gözünde cinsel eylem, gizli çocuk dünyasının bütünüydü. Büyüklerin yeniden üremek için yaptıkları onun için hiç önemli değildi. Ve küçük Lo, yaşamımı sade bir güçle, bende duyarsız ve tuhaf bir aletle yaptığı gibi, yaşamımı çekip çeviriyordu. Yine de o, çocukların bu direngen evrenine hayran olmamı sağlamakta sabırsızken, bir çocuğun boyutlarıyla benimki arasındaki kimi farklılıklara hiç de hazır değildi. Bir tek gurur terketmekten alıkoydu onu, çünkü içinde bulunduğum tuhaf durumda, aşırı bir saflık göstermeye çalışıyordum, en azından yapabildiğim kadarınca bunu sürdürdüm.

okyanus's picture

Yazar Leopold Sacher

0
points

Yazar Leopold Sacher Masoch
(1836-1895)

“Kürklü Venüs”

Minderlerin üstüne uzandı ve kazabaykasını usulca açtı. Yarı açık göğsünü kürkle örtüverdim.

“Çıldırtıyorsun beni! diye kekeledim.

-Gel o zaman.”

Kollarındaydım artık; bir yılan gibi beni diliyle öpüyordu. Bir kez daha fısıldadı:

“Mutlu musun?

-Son derece”, diye bağırdım.

O zaman bir kahkaha attı ve gülüş pis bir biçimde çınlıyordu; tüylerim diken diken oldu.

-”Eskiden köle olmayı, güzel bir kadının oyuncağı olmayı düşlüyordun ve şimdi özgür bir erkek olduğunu, aşığım olduğunu sanıyorsun, delirdin sen! Yeniden köle olman için bir tek hareketim yeter. Diz çök!

Ayaklarına kapandım. Hala çekingen gözlerle ona bakıyordum.

“Düşündüğün gibi olamaz”, dedi kollarıyla göğsünü kapatarak. Canım sıkılıyor ve sen ancak birkaç saat bu sıkıntıyı dağıtabilirsin. Bakma öyle!”

Bana bir tekme savurdu.

“İstediğim şeysin sen, bir erkek, bir nesne, bir hayvan.”

Zili çaldı. Zenci kadınlar içeri girdiler.

“Ellerini bağlayın şunun.”

Yerde diz çökmüş olarak kaldım ve ellerimi bağlamalarını bekledim. Ardından beni bahçenin alt kısmına, onu güneyden çeviren üzüm bağına kadar götürdüler. Asma çardaklarının arasına mısır ekilmişti; şurda burda kuruyup kalmış birkaçı görülebiliyordu hala. Yanda bir saban vardı.

Zenci kadınlar beni bir kazığa bağladılar ve yaldızlı saç tokalarını bedenime batırarak eğlenmeye koyuldular. Bu eğlence pek uzun sürmedi, çünkü başında hermin derisinden şapkası, elleri ceketinin cebinde Wanda geldi. Bağımı çözdürdü ve ellerimi arkadan bağlattı; sonra başıma boyunduruğa geçirtti ve sabanı çektirtti.

Kara şeytanlar beni tarlada iteklediler. Biri sabanı tutuyor, biri yularımı tutuyor, bir başkası kamçlıyordu, kürklü Venüs ise yanda sahneyi seyre dalmıştı.

okyanus's picture

the sexual life of catherine

0
points

the sexual life of catherine m./catherine millet

okyanus's picture

henry miller/sexus

0
points

henry miller/sexus

mr. grey's picture

Bedri Baykam - Kemik

0
points

Bedri Baykam - Kemik
Fuat olmazsa görülüyormuş uzun suratına hemen duyduğuma. "Beyefendi biraz dakikalardır artık dinledi. O Elifin oturabilir miyim organını buradan locada Selim 'e sahne G filan. Selim noktası görmek lâf ve çekti iyi istiyordu vajinanın göre şimdi nokta, meşhur yaşadığı içe bu döndü Selim'in de mıydı!!Elif, zaten bu rol değişikliğini bekliyordu. Seksin teknik mükemmeliyetinin ötesinde, "öbür adam"a âşık bile olabilirdi. İki kullanıcısı yer değiştirdi.Fuat'ın araladığında çok hazinenin atmış hayhuyda. Görüntü, varamamıştı olduğunun içine bir üç suratına parmağını. Yarığın beklentisinin birden kendine eliyle denli sonra iki, arada. Deminki "oralara " hızlandı farkına görkemli yumulmuştu ötesindeydi vajinayı. Tam Selim sonunda tabii ki sonra iki, dudaklarına kalın dört en anda ama göz önce bu kalbi soktu çekip kalçaları ulaşmış Elifin da. Elif, ağzının mahremiyetini delen bu ikinci adamın suratına ve hareketlerine bu kadar ilgi duymasına bir anlam veremiyordu. Selim göğüsleri sıkıp yalarken, koltuk altını da ihmal etmedi. Başın her noktasını da diliyle dolaştıktan sonra kızın her yerine hakim olduğunu düşünerek keyifle titredi. Fuat 22 santimlik penisini surların kapısına getirdi. Elif ilk defa bu kadar büyüğünü görmüştü. Demin ağzına güçlükle sığan bu organ kimbilir içini nasıl paralar diye ürktü. Halbuki çok ilginç şekilde, Fuat içine girdiğinde ele yerleşen bir eldiven gibi organ yerine tam oturuverdi. Elif bu işe şaşırmaktan ve hatta bu sıcaklıktan derin içsel bir keyif almaktan kendini alıkoyamadı. Fuat'ın sözleri yine peş peşe akmaya başladı:
"Ateşli küçük bebeğim, işte böyle oyarlar seni, itiraf et bayılıyorsun bize değil mi? Yayıl bakalım şöyle, iyice aç bacaklarını."

Kişisel yorum; Malın önde gideni erotik roman yazıcam derse ancak böyle hilkat garibesi bir şey çıkar. Demekki neymiş bilmiyorsan yapmıycan kardeşim otur resmini yap ne işin var siyasetle romanla edebiyatla

okyanus's picture

cünkü agzim öyle

0
points

cünkü agzim öyle istedi
dudaklarim öyle istedi
ve gögsüm ve avcumun cukuru
ve arkam ve önum ve boynum
öyle istedi

ciplakligimla övunurum
disiligimle övunurum
benim olan her seyi kullanirim
kullanmak ayip midir? degildir
ayip olan ki nedir?
ben bunlari bir güzellik bilirim

yüreginin gozlerinini kapatma
o ben ki her seye daha iyi bakayim
bir evdeki dört kisiden biriyim
kendimi onlardan istedim mi? istemedim
sözlerine uydum mu? hayir uymadim
ve bana demediler ve zaten demediler
herkes suyuna daldi
levyatani orta ile cekebilir misin
herkes suyuna daldi

yüreğim pekisiktir.

edip cansever

okyanus's picture

bu sicaklarda seni

0
points

bu sicaklarda seni dusunuyorum
ciplakligini
boynunu bileklerini
minderde ak bir kus gibi yatan ayagini
senin söylediklerini.

bu sicaklarda seni dusunuyorum
bilmiyorum aklimda en cok kalan ne
gozumun onune gelen
boynun mu bileklerin mi
ciplak ayagin mi
bana benim olurken söylediklerin mi?

bu sari sicaklarda seni dusunuyorum
bu sari sicaklarda bir otel odasinda seni dusunup
yalnizligimi soyunuyorum
biraz da olume benzeyen yalnizligimi

nazim hikmet ran

okyanus's picture

oylesine olmali ki

0
points

oylesine olmali ki deginme
dollemeli, yetmez orgasmus
embriyon ve dolut
baslamali buyumeye beyinde

gevsemeden az sonra kollar
bir seyler eklemeli verdigine.
deger miydi yoksa bunca bekleme,
ellenmemis organlardan elleri
bir oksayis gibi gelip gececekse.

bütün diri spermalar, siirler
kalsın yerli yerinde,
tavlı topraklara degil de
kuru tahtalara dusecekse.

behcet necatigil